//
Quotes

“Meslek sosyolojisinin kuru tanımlamalarına ya da mimarlığın öznel hazzına kapılmadan örgütümüzün hakkını vermek gerekir; Haziran kalkışmasına sahte bir dil ve söylemle ve yancı sıfatıyla yer tutan kimi öznelerden ayrıksı bir kimliği, duruşu, efelenişi var Mimarlar Odası’nın. Kamu yararı gözetmekten sarf-ı nazar etmeyen ve dönemsel söylemlerin arzu nesnesine indirgendiği sahne oyunlarından ırak, toplumcu, devrimci ve fakat kurumsal tutumu 1950’lerden bu yana sürüyor. Buna ek olarak Haziran olayları süresince üstlendiği sorumluluk, kendisini iktidarın gözünde bir tür “vatan hainliğine” indirgese de, salt sokakta meşruiyet kazanan kitlesel tavrının ötesinde, yürüttüğü ya da zımnen değil açıkça destek verdiği kimi etkinliklerle de kamusal diğer vasıflarını sürdürmekten de kendisini alıkoymuyor.”

“Mikrosiyaset gündelik hayatın/mekanın ayrılmaz bir parçasıdır; gündelik eyleme, dile, bedene, yapmaya ve şüphesiz ki algı inşalarına doğrudan katılır ve bir süre sonra özne, vasatlık üzerine kurulu bir dünyayı meşru olduğu varsayılan bir zeminde yeniden-üretmeye koyulur. Bu tür bir siyasetin içine dikkatle yerleştirilmiş bir ideolojik atfın sürdürülebilirliği, maddi dünyada her an karşılığı olan gündelik hayatın pratikleri olacaktır. Kanıksama ve yeniden yapma fiili, Deleuze ve Guattari için, mikrosiyasetin başarısı anlamına gelir; bizler sorgusuz sualsiz pratiklerimizi sürdürdüğümüz nispette, tahakküm yaygınlaşacak ve muktedir kendi nedenselliğini meşrulaştırabilecektir. Pratiklerin sorgulanarak kanıksanmış olanın reddi ise, muktedir tarafından arzu edilmeyecektir; çünkü bu, iktidara başat yeni pratiklerin ve farklı algı inşasının olasılığı anlamına gelecektir. İş bu sebeple, gündelik hayat sıkı sıkıya mikrosiyasetin kılcal ideolojik vasıtalarıyla denetlenmeli, pratiklerden kopma belirtisi gösteren aykırı özneler hizaya çekilmeli ve yeri geldiğinde de, bir baba şefkatiyle terbiye edilmelidir – tabii, ödüllendirme kadar, yerinde, zamanında ve nispetinde cezalandırma da, iktidar sahiplerince ahlaki geçerliliği olan bir sorumluluk olarak addedilecektir.”

Notlar//1 Burada yinelenmesi gereken soru ise, “tarihsel olanı doğal olana indirgeyen kentsel üretim ve bağlamın ötesinde, ona başat yeni algısal haritalar üretebilmek ve bu haritalarla ilintili farklı toplumsal ilişkileri kurabilmek mümkün müdür,” olacaktır.”

“Notlar//2 Sosyal aktörler arasında takasa zorlanan “şey” artık, nesnenin kendisi olduğu kadar nesneye bindirilmiş işaretlerin de “yekünüdür”. Satın alıp, tükettiğimiz “şey”, kendisine atfedilen artı-değer ve ona takılı bütün işaretlerin kendisidir. Bütün bunlar, bizim bir açmaza doğru sürüklendiğimizin habercisi olabilir; ancak, kaçış noktalarının bilinmesi, açmazın aşılabilirliğini de muştulayabilir. Dolayısıyla burada yöneltilmesi gereken soru, doğal gibi görünenin yeniden tarihsel kılınmasına ilişkin olmalıdır: bu tür bir sorunun itici gücü de, sanırız, egemen düzeneğin anlaşılmasını, çözünlenmesini gerektirir.”

“Notlar//3 Kapitalist toplumsal örgütlenmeyi sürdüren bir siyasanın, ne denli özgürleştirici bir mekansallaşmayı işlevsel kılacağı burada sorgulanmalıdır. Kentsel dönüşüm adına, soyut bir düzleme taşınan değer edinimini, tasarlanan mülkiyet ilişkileri aracılığıyla meşru kılan bütün operasyonların, eninde sonunda, . . . kapitalizmin sürekliliğini sağlayan manevralar olduğunun bilinmesi gerekir. Dolayısıyla burada, kentin, soyut mekan tasavvurlarının egemenliğinden kurtarıcı, bir başka siyasi mecraya itelenmesi söz konusu olmalıdır. Bir diğer deyişle, hem yerel ve merkezi iktidarın hem de kapitalist üretim biçiminin hegemonyasını kırıcı ütopyalara ve bu ütopyaları gündelik hayata indirgeyecek stratejilere gereksinim vardır.”

“Lefebvre’in de ısrarla tartıştığı gibi, kapitalizm mekana yerleşerek ve mekanı üreterek kendisini değişen koşullar altında sürdürülebilir kılar. Bu tür bir bakma biçimiyle yorumlandığında, ailenin yeniden üretimi (biyolojik) ve işgücünün yeniden üretimi kadar, üretimin toplumsal ilişkilerinin yeniden üretiminin de önemli olduğunun teyit edilmesi bir gerekliliktir. Kent, eninde sonunda, üretimin toplumsal ilişkilerinin yeniden üretiminin yığılma noktasıdır. Dolayısıyla kapitalist toplumsal örgütlenme, kendisini yeniden üretecek bir mekansallaşmayı göreve çağırır ve kenti kapitalist gelişmenin öznesi konumuna indirger.”

“..uygulanan çevresel tahribat ve kitlesel şiddet, mekânın siyasetine dair tüm bildiklerimize rahmet okutacak kadar densiz ve izansızdır. Öte yandan, sermaye odaklı bu şiddetin muhatabı mekân ise, direnişin öznesi de yine mekân olacaktır; toprağa dayalı sermaye birikimi modeli ve onun sınıfsal aktörleri, kent toprağı üstünde kümeleşen, mekânın gerçek kullanıcılarınca ahlâkî bir yüzleşmeye her daim zorlanacaktır. Bu yüzleşmenin galiplerinin kimler olacağını ise, hiç şüphesiz tarih bize söyleyecek. 1937 Dersim ayaklanmasının önderlerinden Seyit Rıza, kendisini idama gönderen iktidara, “Kerbelâ’nın evlâdıyız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” diye seslenir; ahlâken, vicdanen, aklen haklı olduğunun bilinciyle direnen biz siyasi öznelere de benzer bir söz yakışır: “ayıptır, zulümdür, cinayettir!”

“Belki de bize düşen, aşırı gerçekçiliğin kısır söylemlerinde boğulup mekânı terki diyar etmeden mücadeleyi sürdürmek olmalıdır. Her ütopya, düş ile gerçek arasında sıkışıp kalan Araf’ın mekânına öykünür ve herkesin, ama herkesin bu mekâna, dolayısıyla umuda gereksinimi vardır.”

Advertisements

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: