//
you're reading...
cr/theory, discourse, ideology, power, praxis, text, yorum

Mimarlığı Israrla Siyaseten Okumak: ‘Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ne Atfen…

kütüphane

Kasım ayı içinde davetli olduğum ODTÜ Mimarlık Fakültesi Kentsel Tasarım Stüdyosu’nda “savaş/yıkım ve mekan” temalı bir konuşma yapmam bekleniyordu; özellikle son bir yıldır maruz bırakıldığımız savaş ortamı ve bunun şehirlerde tezahür eden maddi karşılığını doğrudan örneklemek yerine, savaş aygıtının kolektif beden üzerinde oluşturduğu travmayı, kendi meşrebimce teorik bir çerçeveye hapsederek okumayı yeğledim. Bu tercihimi iki temel güdüyle biçimlendirdiğimi söyleyebilirim: Öncelikle, coğrafyamızda süregelen yıkım hepimizin malumu ve siyasi iktidar ve devlet erki tarafından, meşruiyeti kendinden menkul zengin bir imgelem dünyası üretildi – dolayısıyla, bizde neredeyse yerleşik hale gelen imgeleri yeniden teşhir etmek ve onlara dair yorumda bulunmak yerine, bu yıkım sürecinin siyasi zeminini/nedenselliğini sorgulamayı tercih etmeliyiz diye düşündüm. İkinci güdü ise, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin Dosya ile ilgili sorularını da yanıtlayacak türden bir arayışla ilgili idi; mevcut durumu siyaseten tahlil ederken ısrarla yazmak ve yazarken de muhayyilemizi/düşünce sistematiğimizi her seferinde yeniden tazelemekle yükümlüyüz diye inanıyorum. Aslında bu ikinci güdü, yazma eylemi ve sonrasında kağıda dökülenlerin geniş bir kitleyle paylaşımı “siyasi bir praksise” denk düşer mi sorusunu da içeriyor – bu meseleyi çeşitli vesilelerle dile getirerek farklı ortamlarda tartıştığımı çok iyi anımsıyorum. Hiç şüphesiz ki, bu konuya ilişkin saptama ve tahliller “Dosya” ile ilgili temel meselemize de ayna tutacak cinsten iddia ve zenginlikleri içeriyor; elinizde tuttuğunuz bu dosyayı derleyenlerce tarafıma iletilen ve sözü edilen nesnenin bağlamını kurarak kıymetlendirmeye çalışan dört sorunun, gerçekte retorik bir kıymeti olduğunun da ayırdındayım.

Genel anlamıyla ‘Dosya’nın içerdiği metinlerin söylemsel bir pratik olarak yorumlanabileceğini peşinen kabul etmekle birlikte; amacım, uzun uzadıya söylemsel pratiklerin kıymet-i harbîyesi üzerine ahkam kesmek değil. Öte yandan, yazma ediminin nelere kadir olduğunu da paylaşmakla yükümlüyüm. Bu baptan bakıldığında da, bilginin arkeolojisi tartışmasında sözü edilen söylemsel pratiklerin, salt iktidarı pekiştiren değil aynı ölçüde iktidara başat yeni pratiklerin ihsası süreci olduğunu iddia edebiliriz. Dolayısıyla bu ikircikli durumun bize yeni şeyler aşılayacağı aşikar: Bilgi ve iktidar arasında sözü edilen genetik ilişkinin ikircikli yapısını, bir diğer deyişle iktidar ve karşı-iktidar çatışmasını, anlayarak tartışmayı sağlam kazığa bağlamak, belki de yukarıda zikrettiğim yazma eylemi-siyasi praksis sorunsalına doğru cenahtan yaklaşabilmek adına önemli. Biz meslek erbabının öncelikle söylemsel-olmayan pratikler (non-discursive practice) üzerinden bir tür meşruiyet arayışı içerisinde olduğunu kabul ederek işe başlayabiliriz; öte yandan, söylemsel pratiklerin yeri ve önemi de ortada ve artık hatırı sayılır bir kabul görüyor. Eğer, Foucault’nun kendi sözcükleriyle, söylem bir tür hakikat algısı üretimiyle doğrudan ilgiliyse, nihayetinde yapılandırılmış bilginin hakikati yapan “töz” olduğunu kabul etmek gerekecek – bir diğer ifadeyle, hakikat güç/iktidarı kuran ve sürekliliğini sağlayan stratejik bir normatif model olarak değer kazanıyor. Tam da bu noktada, benzer bir hakikat arayışı içerisinde olmak, müesses nizamla temasa zorlayacak kapasiteler üretebilmek açısından da önem arz edebilir. Üstadın 1976-1977 ders notları, İngilizce baskısıyla, “Society Must be Defended”, yukarıda özetlemeye çalıştığım türden, çözümleyici bir bilgi üretiminin olasılıklarını anlamaya çalışır; örneğin, Modern faşizmin köklerini doğru okuyabilme becerisi, bir tür savaş aygıtına dönüşen hakikat algısının, söylemsel olmayan pratikler kadar söylemsel pratikler vasıtasıyla nasıl ve hangi koşullarda üretildiğini sorgulamamızı talep ediyor. Kısacası, faşizmin yıkıp ve fakat her seferinde yeniden kuran aygıtlarına karşı duracak öteki doğruların arayışı, bilgi üretimi ile ilgili meselemizi yeniden konumlandırmamızı zorunlu kılıyor. Benzer bir okumayla, 1977-1978 yıllarında verilen ders notlarından türetilmiş, hepimizi malumu eser, İngilizce baskısıyla, The Birth of Biopolitics ise, bu kapsamda, 20. yüzyılın temel sorunsalına dönerek, Alman Faşizmi, Fransız Sömürgeciliği ve/veya neo-liberal Chicago Okulu hezeyanlarını ustalıkla tahlil eder. Özetle, hakikat algısını üreten devlet ya da benzeri iktidar odaklarını deşifre ederek, karşı-iktidarı örecek arayışların her iki eserin tam da merkezine yerleştiğini görüyoruz; işin özü şu ki, hakikat, bilgi ve iktidar edimi süreçlerine ilişkin tahlillerde, mevut egemen iktidara başat pratikleri artık görmezden gelemiyoruz.

Tam da bu noktada, “Dosya”nın bu tür bir karşı-iktidar mecrası, hadi sözümüzü biraz daha öteye taşıyalım, bir tür siyasi praksis olduğunu iddia edebilir miyiz? Bu noktada, bilginin arkeolojisini yöntembilimsel bir araç olarak önermekle işe başlayabiliriz. Ancak asıl amacımızın, farklı tarihsel sorunsallar için türetilen kavramsal araçlarla nesnelerin ilişkisel dünyasını soyut düzlemde tartışmaya açmak olduğundan dem vurarak; daha da önemlisi, nihai hedefimizin, “bilgi ve güç” ve dolayısıyla “hakikat ile iktidar” arasında süregelen tarihsel ilişkiler ağını çözümlemek olduğunu kabul ederek ilerlemek zorundayız. Gerçekte, bilginin sözcük anlamıyla hakikate denk düştüğü varsayılır ve bu, tam da iktidarın özlem duyduğu, bir tür “fantazmagorik” duruma işaret eder. Bu nedenle, bizim için öncelikli olan, bilginin nasıl üretildiği kadar, hangi tür bilginin ne tür saiklerle sorgulanamaz bir gerçeklikmiş gibi sunulduğunun tespiti olmalıdır – öyleyse, hakikat ve iktidar arasındaki gizil veya değil ilişki ağlarını katman-katman ayrıştırarak, bir anlamda arkeolojik bir uğraşının gerekliliği öngörülmelidir. Özetle, bilginin üretimi sürecinde farklı hakikatler de üretilir ve bu üretimin ne yöntemi ne de süreci, iktidar ve iktidarın araçlarından bağımsızdır; iktidarın araçları, hakikat üretimlerini olanaklı kılarken, kitle ile iktidar sahipleri arasındaki ilişki formlarını meşru bir zemine taşıyan sosyal ilişkileri de örgütler. Hiç şüphesiz ki, bu tür bir toplumsal oluşumun çok-katmanlı niteliği, nesneler ile nesneler arasındaki karmaşık ilişkilerin doğru çözümünü zora sokar.

İktidar, bir yapı, kurum ya da siyasi öznenin doğrudan temsiliyeti olarak tezahür etmez; bilgi/güç/hakikat ve siyasi iktidar arasında süregelen ilişki ağları, gerçekte farklı vasıtaları kullanır. Dolayısıyla, yapılması gereken bu ilişkiler ağının soy kütüğünü yazmak olmalıdır. Ancak burada altı çizilmesi gereken şey, hakikatin tanımı üzerinedir; hakikat, bir dizi önerme ve toplumsal mutabakatla oluşmuş genel normlara karşılık gelir. Ancak bu yeterli olmamalıdır; normların ne olduğunun ötesinde, normları üreten mutabakatın süreç ve yöntemlerinin sorgulanması, öncelikli olarak soy kütüğün yazımı açısından önem arz etmelidir. Hiç şüphesiz ki bu, siyasi bir okumadır ve böylesi karmaşık, çok-katmanlı yapının çözümü sonrası, hakikatin kaynağı olarak tekil erk sahiplerini değil, hakikati toplumsal bir uzlaşı biçimiyle kodlayan ve tarihselliği olan yerleşik üretim biçimlerini sorumlu tutar. Bir diğer deyişle, iktidarın tekil bir sahibi olduğundan çok, kurumsallaşmış üretimin olası tüm aktörleri “muktedir” olarak addedilir. Hakikat ve iktidar arasındaki ilişki, farklı soruları da beraberinde getirecektir; ancak bunların içinde belki de en önemlisi, hakikate dayanak olan bilginin nesnelliğiyle ilgilidir. Bu soru, bilginin ideolojik bağlamına işaret eder ve özellikle bilimsel olduğu savlanan bilgi ve ideoloji arasındaki ardışık ilişkiyi tartışmaya açması nedeniyle de her daim önemlidir. Bilgi ve ideoloji sarmalına yanıt, farklı mecralarda farklı içerikler kazanmıştır; hiç şüphesiz ki, her ideoloji bir “norm” demektir ve daha da ötesi, norm, düzen koyucu bir niteliği içermesi nedeniyle, toplumsal ve bireysel ölçekte her tür özneyi disipline eden kurallar silsilesini de içermektedir. İşte tam da bu noktada, bilginin ve hakikatin nesnelliği üzerine bir söz geliştirmek, afaki bir çıkarsamadan öteye geçemeyecektir; yaşamın tüm yetkisini, kıymeti kendinden menkul meşruiyet araçlarıyla hak gören bu tür bir iktidarın, nasıl bir nesnel bilgi ve hakikat üzerinden hareket edeceği önceden kestirilemeyecektir.

Dolayısıyla bir bilgi nesnesi olarak “Dosya”, yukarıda zikredilen tartışmaların ışığında ne anlama gelir ve daha da ötesi nasıl konumlandırılmalıdır? Eğer, siyasi iktidarca normalleştirilmiş öznenin/bedenin izdüşümünü, mekan dahil her tür mecrada okuyabilmek olasıdır diye iddia ediyorsak; hakikat ve iktidar ilişkisini mekana/mimarlığa göndermeyle tartışmakla yükümlüyüz – örneğin, “siyasi iktidar kadar meczupların, sapkınların, muhaliflerin panoptik kapama aygıtları, ıslah ve gözetim odaları ve/veya direnç mekanları nerede kümelenmektedir”, diye sormak yerinde olacaktır. Söz edilen mekansal arketipler, iktidarın kurumsal yüzleri ve normalleştirme sürecinin uç vasıtaları olarak kabul görebilirler – bir diğer deyişle, mekanın bilgisinin genel geçer bir hakikate dönüşmesi ve bir iktidar aracı olarak bedeni ve aklı ıslah edici bir sorumluluğu içselleştirmesi dikkat çekici olabilir. Öte yandan, karşı-iktidara dair okumanın da, tarihsel ya da güncel, başka izler sürmesinde yarar bulunmaktadır. Bu farkındalıkla, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin tematik “Dosya”ları hakikat, iktidar ve mekan üçlemesini her seferinde yeniden yorumlamakta, yukarıda zikrettiğim türden karşı-iktidarın mecrasını siyaseten örmektedir. Her türlü ‘kötü niyetten arındırılmış’ bir söylemle yaklaşıldığında, Dosya mesleki olduğu kadar siyasi bir zihinsel haritalar  bütünüdür.

Dolayısıyla, Mimarlar Odası Ankara Şubesi üyelerince yazılan ve meslek erbabıyla paylaşılan Dosya, bize bahşedilen “varlıksal endişelerimizi” bir kenara koyup, hala eleştirel akılla mücadele edebilmenin yolunu-yordamını göstermesi açısından önemli bir entelektüel alana karşılık gelir: yukarıda zikrettiğim ana referanslarımda ortaklaştırdığım temel bir sorunsaldan hareket eden ve gerçekte bizi “köleleştiren” bir sürecin yapı-taşlarının çözülmesi bağlamında, Dosya ve içerdiği metinleri sıklıkla üretmekle yükümlü olduğumuza inanıyorum. Sonuç olarak köleleşme sürecinde, iktidarın ideolojik ve kültürel kodlarını sökecek eylemselliğin salt bedeni bir mücadele olmadığını, gerektiğinde entelektüel emeği de ihtiva ettiğini belirtmek isterim. Eleştirel akılla sorgulayıp, olayları ve olguları belgeleyip-metinleştirecek eylemlere ve kısacası yeni siyasal alanlara ihtiyaç duyduğumuzu teyit ederek, bana iletilen dört sorudan azade, “Dosya”yı kendimce kıymetlendirmiş olayım.

Notlar

Tmmob Mimarlar Odası Ankara Şubesi yayını olarak derlenip basılan ve her sayısında ayrı bir temayla okuyucuyla buluşan ‘Dosya’nın, derleyen sıfatıyla katkıda bulunan öznelerce yorumlanması ve değerlendirilmesi istenmiştir. Bu kapsamda, derleyenlere 4 ayrı soru grubu iletilmiş ve yanıtların bu sorular minvalinde yanıtlanması beklenilmiştir — sorular aşağıda paylaşılmıştır. Bu metin, bu bağlamda kaleme alınan kısa değerlendirmeyi/yorumu içermektedir. Özel hazırlanan dosya değerlendirme sayısının Aralık 2016 tarihinde yayımlanması beklenmektedir.

“Sayın “Dosya” Dergisi Editörü,

Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından 2006 yılından bu yana yayınlanmakta olan “Dosya” dergisinin 10. yıl sayısının editörleri olarak, bu süre içinde dergide editörlük görevi üstlenmiş olan kişilerin aşağıda yer alan başlıklar ile ilgili değerlendirmelerini almak istediğimizi size iletmiştik.

Değerlendirmelerinizi en kısa zamanda iletmenizi beklediğimizi hatırlatırız. Yazıların uzunluğu konusunda bir kısıtlamamız yoktur; kısa ya da kapsamlı bir değerlendirme yapabilirsiniz.

Sevgi ve saygılarımızla. [T. Elvan Altan ve Nuray Bayraktar — Editörler]

– Dosya’nın Türkiye’de mimarlık yayıncılık ortamında sahip olduğu rol ve gelecekte sahip olabileceği rol hakkındaki değerlendirmeleriniz;

– Dosya’nın mimarlık tartışmaları içinde sahip olduğu rol ve gelecekte sahip olabileceği rol hakkındaki değerlendirmeleriniz;

– Dosya’nın Mimarlar Odası Ankara Şubesi yayını olarak Ankara tartışmaları içinde sahip olduğu rol ve gelecekte sahip olabileceği rol hakkındaki değerlendirmeleriniz;

– Dosya’nın kent ve ülke gündemi içinde sahip olduğu rol ve gelecekte sahip olabileceği rol hakkındaki değerlendirmeleriniz.

“Dosya”nın tüm sayılarına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
http://www.mimarlarodasiankara.org/index.php?Did=3209

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: