//
you're reading...
cr/theory, history, praxis, urban, utopia, yorum

Mekân-Zaman Sarmalında “İdeal Kent”: Leonardo da Vinci’nin Uygulanamayan Tasarılarına Dair Kısa Yorum

urbanpoor1

İdeal Kent’in ütopik, sosyal/politik bir konstrüksiyon olduğu varsayılır; ancak bu tür kentlerin kökenleri ne olursa olsun, temel bir sorunsalla karşı-karşıya olduğumuzu kabul etmek gerekir: İdeal addedilen ve kelime anlamıyla “olmayan-iyi-yeri”, bir başka söyleyişle, cennetsel bir tahayyülü imleyen ütopik şehir mefhumu, hangi koşullar ve süreçler altında görevini tam anlamıyla yerine getirecek ya da metalaşarak, gündelik hayatımızın sıradanlığında ergiyip gidecektir?

Bu soruyla birlikte, ikircikli bir durumla baş-başa bırakıldığımızı kabul etmek gerekir; ütopik mekânın, aşkıncı tahayyüllerimizle metalaşma arasına bir yere sıkışma tehlikesi, Demokles’in kılıcı kadar keskin ve tehdit edicidir. Tam da bu noktada, Leonardo da Vinci’nin asla uygulan(a)mamış; öte yandan kendisine onlarca yıllık bir emeğe mâl olmuş kimi tasarılarından dem vurarak, yukarıda andığım sıkışmışlığa dair yorumda bulunmayı doğru buluyorum; ancak görece güncel konulardan başlayarak, Rönesans’ın usta isminin, İdeal Kent uğruna önerdiği taslaklara ilişkin söz söylemeyi tercih ederim.

Bu noktada, İtalyan tarihçi ve sosyal felsefeci Manfredo Tafuri yol gösterebilir: 1973 yılı basımı ünlü eserinde, Progetto e utopia: Architettura e sviluppo capitalistico, [Architecture and Utopia; Design and Capitalist Development], entelektüel ürünün kâğıt üzerinden uygulamaya geçiş anına ilişkin çok ilgi çekici bir saptamada bulunur: O’na göre, tahayyül, mevcut olanın dönüşümüne icazet veren en önemli adım olmakla birlikte, cisimleşmeye başladığı süreç içerisinde adım-adım etkinliğini de yitirir; süreç tahayyülü metalaştıracak ve dolayısıyla, ütopya olarak addettiğimiz her ne ise, dönüştürücü, hadi adını koyalım, “devrimci güdülerinden” yoksun kalacaktır.[1]

Hiç şüphesiz ki, Tafuri’nin öngörüsü, özellikle erken 19. yüzyıldan başlayarak kılcal damarlarımıza kadar işleyen endüstriyel kapitalizm ve onun amansız siyasasına dair bir saptamada bulunarak, 20. yüzyılda egemen bir paradigmaya dönüşen Modernite Projesi üzerinden adı geçen süreci sınar. Bununla birlikte, Tafuri’nin zamanlar- üstü nitelikte, Marksist bir okuma yaptığını ve teorisinin salt anılan yüzyıllara ait bir mesele olmadığını, özellikle söylemek isterim.

Tafuri’nin eserinde yer verdiği ve ütopik saiklerle yola çıkan ideal kent önermelerinin, süreç içerisinde nasıl metalaştığı, ekonomik dürtülerle nasıl sıradanlaştığı ve devrimci bir söylem üretmek yerine mevcut olanın ıslahına nasıl evirildiğini burada uzun-uzadıya anlatmak yerinde bir karar olmayabilir; bununla birlikte, ütopya ve üretim biçimiyle bağdaşık ideoloji arasında süregelen çatışmanın, çoğunlukla iktidar sahipleri lehine sonuçlandığına dair bir saptamada bulunmak yeterli olacaktır. Öyleyse, yukarıda dillendirilen tehdidin bertaraf edilebilmesi için, özellikle mekânsallaşması beklenilen ütopyaya atfedilen kimi niteliklerin yeniden gözden geçirilmesi ve belki de, çoğu zaman es geçilen “zaman” kavramının devreye girmesi gerekir.

Leonardo da Vinci’nin gerçekleş(e)memiş önerilerinin, tam da bu noktada, Tafuri’nin de öykündüğü zamansallıkla ilgili bir derdi ustaca üstlendiğini söylemek doğru olabilir. 1480’lerde tüm Avrupa’da ve özellikle Milan’da baş-gösteren veba salgını sonrası önerdiği yeni kanal kent ve belki de 1500’lerin başında Fransa Kırallığı’nın daveti üzerine yaptığı Romorantin projesi, kağıt üzerinde kalması, kendisini üretimden savuşturması bağlamında değil, içerdiği zamansallık nedeniyle donmuş, katılaşmış bir önerme olmanın ötesinde bir değer içerir.

Bu noktada, üstadın önermelerine (kısmen) dönerek projeleri betimlemeyi sona bırakıyorum; yukarıda sıklıkla andığım zamansallıkla ilgili ek açıklamalara öncelik veriyorum.

Bu konuyu, bir başka güncel isim üzerinden sürdürelim: Yakın dönem Fransız düşünürlerinden Henri Lefebvre’in en bildik ve en tartışmalı eserlerinden biri de, 1970 yılında basılan, ancak önce İngilizceye ve daha sonra da Türkçeye ancak 2000’li yıllarda çevrilen La Révolution Urbaine [The Urban Revolution/Kentsel Devrim] başlıklı kitabıdır.[2] Eserin herkes tarafından kolaylıkla idrak edilebilecek yalın bir iddiası vardır. Savaş sonrası görülen süratli ve yıkıcı kentleşmeyle birlikte ayyuka çıkan kent toprağına dayalı iktisadi rejim, iki başlı bir duruma işaret etmektedir: Öncelikle yeni bir kentli toplumdan bahsetmek olasıdır – şehir ve kentlilik arasındaki kopuşa burada özellikle dikkat çekmek isterim. İkinci olarak, post-endüstriyel kapitalizm kent üzerinden yeni bir sermaye birikimi modeline işlerlik kazandırmış ve buna bağlı olarak da, kentsel mekân siyasi gerilimin/çatışmanın neredeyse öznesi konumuna indirgenmiştir.

Yukarıda belirtilen ikili durumun karmaşık ilişkiler içerdiği çok açık; buna karşın Lefebvre, kenti devrimci mücadelenin kaçınılmaz bir sathı olarak kabul eder ve ısrarla, ütopyanın yeşereceği yeni bir tür mekânsallaşmanın ortaya çıkacağını müjdeler. Elbette, bir koşulla: kentsel ütopyanın donmuş arketipler üretmekten kendisini alıkoyması ve diyalektiğin yasaları ile hareket ederek, mekân ve zaman arasında süregelen sürekli gerilimi içermesi gerekmektedir – kendisini mekâna sabitlemiş, zamanın akışkanlığından ve dolayısıyla eleştirel olmaktan alıkonmuş bir ütopyanın, yukarıda söze konu edilen metalaşma sürecinin nesnesine dönüşmesi an meselesidir.

Tafuri gibi Lefebvre’in önermesi de, salt dönemsel bir göndermenin çok ötesindedir; her ikisi de, ütopyayı metalaşma sürecinden uzaklaştırmanın telaşesi içerisinde, diyalektiği tarihsel anlamda etkin kılmaya çalışır. Bu baptan bakıldığında, örneğin, Constant Nieuwenhuys’un New Babylon projesi, zamansallığı elden düşürmemesi nedeniyle, hem Tafuri’nin ve hem de Lefebvre’in çağdaş gözdesi konumundadır.[3] Tıpkı bir Rönesans aydını olan Thomas More’un ünlü edebi eseri Utopia gibi – More’un da, Leonardo da Vinci’nin çağdaşı olduğunu burada anımsamak gerekir.[4]

Özetle, Leonardo da Vinci’nin İdeal Kent çizimlerini, yukarıda özetlenen zamansallık içerisinde ele almak yol gösterici olabilir: örneğin Milan’da vuku bulan büyük felaket sonrası düşlediği ütopyasını, Filarete’nin ünlü Sforzinda projesine öykünmekle birlikte, sabitlenmiş bir arketip olmanın ötesine taşıma istenciyle hareket eder ve büyük oranda da başarır: Tasarısı gerçekte bilinçli olarak tamamlanmamış bir modellemedir ve devinimi olan, her daim dönüşüme ve yenilenmeye açık bir içeriğe sahiptir; ancak genel ilkeleriyle, toplumsal bir mühendisliği de barındıran, ideal bir mekânsal kurgu önerir – ancak, biraz önce söylediğim gibi, bunu donmuş, nihai bir arketip olarak tasarlamaktan imtina ederek. Kentin olmazsa olmazı olarak adlandırdığı su öğesini, örneğin, idealize edilen toplumsal yapılanmayı örgütleyen ve üstelik bunu yerleşkenin tüm katmanlarıyla, mekânsal bağlamda da tasarlayan önemli bir oyun kurucu olarak biçimlendirir – her ne kadar bu, sınıfsal ayrışmayı yeniden üreten bir oyuna dönüşse de. Bütün bunlara karşın proje, salt mimarca bir tasavvurun ötesinde, mühendislik ve özellikle hidro-mühendisliğin birer tasarım bileşenine dönüştüğü, sürekli bir deneyselliği içerir. Salt bu nedenle bile İdeal Kent, kasıtlı olarak tamamlanmamış, eksik bırakılmıştır; kentin inşası süreklidir ve her daim kendisini yeni koşullar ve eklemelerle yeniden ve yeniden üretir – zamansaldır.

Ölümünden hemen önce, Kral François tarafından davet edildiği ve tasarlamaktan kaçınmadığı Romorantin’de de benzer bir tavır sergiler; su öğesi bu kez, kilometrelerce yol kat ederek Atlantik’ten Fransa içlerine kadar, bir mühendislik harikası olan kanal sistemi ile taşınır ve bu süreç zarfında devingen bir peyzaj üretmekten de kaçınmaz. Üstelik nihai noktada, kenti üç-boyutlu olarak kurarak… Kanalın bu kez de, insan, yük ve üretim amaçlı olduğunu, sanırım, belirtmeye gerek yok. Bunların üstüne, kanal sistemi aracılığı ile tarımsal ve bataklık/ormanlık alanlardaki su rejimini denetleyecek, devasa bir aparat hayata geçirilir. Gerçekte kentin kendisi yaşayan bir organizma, su ve kanal sistemi ise bu organizmaya her daim can veren hayatın kendisidir. Bir kez daha sabitlenmiş arketiplere itibar etmeyen, kendi iradesi ile yaşayabileceği varsayılan bir tasarımdır karşımızda duran. Kısaca, Leonardo da Vinci’nin İdeal Kent arayışı, bildik olanın değil tam tersine deneyselliği içeren ve zamana bağıl değişime icazet veren bir kurgudur. İşte tam da bu nedenle, inşa edilmemiştir ve belki de asla üretilmemesi gerekmektedir.

Son olarak, yazının başındaki soruyu yinelemek isterim: İdeal olduğu varsayılan ve sözcük anlamıyla “olmayan-iyi-yeri”, yani cennetsi bir istemi imleyen ütopik kent, hangi koşullar ve süreçler altında işlevini yerine getirecek ya da gündelik hayatımızın sıradanlığında yok olup gidecektir? Bu aşamada, tarihsel örneklere, özellikle Leonardo da Vinci’nin yarım kalmış eskizlerine bir kez daha göz atmak yerinde olacaktır.

Notlar

*Mart 2015 tarihli SanatYapım Dergisi için hazırlanan kısa metinden alıntılarak, derlenmiştir.

[1] Manfredo Tafuri, Architecture and Utopia; Design and Capitalist Development, The MIT Press: Massachusetts, 1988.

[2] Henri Lefebvre, The Urban Revolution, University of Minnesota Press: Minneapolis and London, 2003.

[3] Tom McDonough, The Situationist and the City, Verso: London and New York, 2009; Konuyla ilgili olarak, yakın zamanda tamamlanan akademik bir çalışma için, bkz.: Ömer Burak Polat, The Critique Of Capitalist City, Avant-Gardism And Situationist International As An Alternative, Unpublished Master’s Thesis, METU, Department of Architecture, 2014.

[4] Thomas More, Utopia, CreateSpace Independent Publishing Platform: New York, 2004.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: