//
you're reading...
agency, ankara, deneme, public, urban

Mamak, Gecekondu Halkı ile Kısa bir Söyleşi: Barınma/Konut Hakkı İktidarların Tekeline/İnsafına/Siyasetine Terk Edilemez…[1]

chidren_poorHepimizin malumu bir dosya konusundan dem vurarak söze başlamak isterim: Sosyalist düşün alanının önemli ara-yüzlerinden birisi olarak kabul gören Birikim Dergisi, Ekim 2011 için dosya temasını Türkiye’de süregelen imansız kent rantına ayırmış ve dosya başlığını da, en az içeriği kadar uzun süre gündemimizi işgal edecek denli, ironi dolu bir dille, özenle seçmişti – “İnşaat ya Resulullah!” Dosya baştan sona, ülkemizde vuku bulan kent toprağına bağlı talan ekonomisinin hülasası mahiyetindeydi; ve son 3 yıldır dosyada yer alan ve ustaca kotarılmış makalelere ısrarla dönerek, yolumuzu her daim aydınlatmaya devam ediyoruz. Bu dosyaya nazire yaparcasına benzer bir başlıkla, bu kez Mustafa Sönmez tarafından kaleme alınan bir köşe yazısı, Haziran 2014 tarihinde gündeme düştü. Muhalif iktisat kanadı temsil eden bağımsız-araştırmacı Sönmez, hepinizin yakinen bildiği üzere, özellikle inşaata dayalı iktisadi büyüme modellerini mercek altına alan ve özellikle son 10 yılımızı biçimlendiren Türkiye iktisat politikalarını da bu minvalde eleştiren bir gazeteci. Yukarıda zikrettiğim tarihte yer alan yazısının başlığı, “İnşaat ya Tayyibullah” ve Birikim dergisinde yer alan dosya konusu makaleleri, Türkiye merkezli sayısal değerlerle desteklemesi açısından ilginç bir çeşni sunuyor.

Öncelikle bu makalede yer alan bilgiler üzerinden ilerlemek ve sonrasında da konuyu kent ve mimarlık alanlarına taşıyarak sözümü söylemek, sanırım yöntemsel olarak daha doğru olacak. Sönmez’in bulgularına göre, ki bu saptamaların devletin kendi verilerine göndermeyle yapıldığının bilgisini özellikle paylaşmak isterim – Merkez Bankası Konut Fiyat Endeksi – Türkiye’de üretilen konutların yıllık fiyat artışı gerçekte yıllık enflasyonun çok üzerinde. Reel anlamda, yüzde 20’lere varan bir artış söz konusu; kabul edilen resmi enflasyon rakamının yüzde 8 ‘lerde dolaştığı varsayılırsa, konutta görülen fahiş artışın ne denli önemli olduğu su götürmez bir gerçek. Bütün bu sorunlu gelişmeye karşın, bir diğer istatistiki veri, bize hikayenin başka veçhelerini de görünür kılıyor: TÜİK’in açıkladığı konut satış verilerine göre, konut satışları son 4 ay içinde yüzde 8 oranında azalırken, benzer nispette ipotekli alımlarda da yüzde 5 oranında bir azalma söz konusu olmuş. Aslında bu iki istatistiki veri koşulların ne denli ağırlaştığının da bir göstergesi ve daha da önemlisi, aslında alarm verici bir gelişmeyle karşı karşıya olduğumuzu bilfiil teyit ediyor. Özetle, Sönmez’in 24 Mayıs 2014 tarihli bir başka yazısında da uzun uzadıya anlatıldığı üzere, ‘konut balonu, dolayısıyla inşaata dayalı birikim rejimi her an patlayabilir.’

Sönmez’in yazısı bu çerçeveden bakıldığında, aslında tekil bir öngörü değil; nitekim Thomas Jr. Landon imzalı, 20 Mayıs 2014 tarihli The New York Times haberinde de, benzer bir tema işlenerek, Türkiye’de süregelen inşaat çılgınlığına özellikle dikkat çekiliyor: ABD merkezli gazetede yer tutan haberin başlığı, “İstanbul İnşaat Patlamasında Alarm (Alarm Over Istanbul’s Building Boom). Meslekten olmayanlar için, bu başlığın pek bir haber niteliği olmayabilir; öte yandan, iktisat politikaları ile mekan-siyaseti arasındaki üstü-örtük ya da açık ilişki biçimlerini çözmeye ömrünü vakfetmiş meslek erbabı için, yabancı gözüyle uzun uzadıya verilen somut veri/bilgi ve tahliller, Türkiye’nin bilerek içine düşürüldüğü açmazı betimlemesi açısından önem arz ediyor. Burada haberin ayrıntılarına girmek istemiyorum; öte yandan, Sönmez’in köşe yazıları ve Birikim Dergisi’nin akademik tahlillerinden başlayarak The New York Times haberine kadar uzanan geniş bir yazım alanında benzer uyarıları ve özellikle Türkiye’de yerleşik tek-merkezli iktisadi yapılanmanın tehlike içerdiğine dair saptamaları, bilmemizde özellikle yarar var. Uluslararası ve o nispette saygın bir yayın ortamında yer alan haberin kapsadığı zaman aralığından bu güne, siyaseten herhangi bir değişikliğin olmadığını biliyoruz; ve üstelik, siyasi otorite ve Merkez Bankası arasındaki gerilim, son haftaların en dikkat çekici konularından – Cumhurbaşkanlığı makamının bireysel kızgınlığını da bu noktada yabana atmamak gerek. Çünkü gelinen son kertede, Merkez Bankası’nın faizleri indirmesi ve dolayısıyla eldeki, boşa düşen stokların ivedilikle eritilmesi gerekiyor.[2]

Bu noktada kısaca duralım ve ek istatistiki verilerden hareket ederek, iktisat politikamızdaki yaman bir çelişkiye dikkat çekelim: olumsuz tüm gelişmelere karşın, inşaatın genelde ve konut üretiminin de özelde hız kesmediğini ve tam tersine artarak devam ettiğini görüyoruz. 2014 yılının ilk üç ayında verilen yapı ruhsatı, 2013 yılında verilen yapı ruhsatına göre neredeyse, yüzde 90’lara varan bir artış göstermiş durumda – 2013 yılında verilen ruhsat sayısı 160.000’lerdeyken 2014 yılında bu sayı neredeyse 280.000’lere kadar çıkıyor. Yine Sönmez’in derlediği verilere göre, 2014 yılında 63 milyon m2 inşaat yapılmış ve daha da ilginci, toplam inşaat alanının yüzde 71’i konut olarak üretilmiş. Bir diğer deyişle, yaklaşık 45 milyon m2 konut vasfında ve yapı ruhsatları konut alanları olarak tasnif edilmiş duruyor. Üstelik istatistikler burada da kalmıyor: yukarıda zikredilen miktar, ortalama 300.000 tekil daireye denk düşüyor ve sözü geçen konutlar da, öncekiler gibi alıcısı olmadan pazardaki yerlerini uzun bir süre koruyacak. Yukarıda zikredilen verilerin gerçekte çok büyük rakamlara karşılık geldiği hepimizin malumu; üstelik bu devasa rakamların Türkiye sathına eşdeğer bir biçimde yayılamadığının bilgisi, durumu daha da dramatik kılıyor. Örneğin, bu süre zarfında üretilen her beş konutun neredeyse 1’i payitahtta yer tutarken – İstanbul, ki yaklaşık yüzde 18’lik bir dilime karşılık geliyor, Cumhuriyetin başkenti Ankara yüzde 6’lık dilimle, her zamanki gibi ikinci sırada.

Gelelim diğer göstergelere; bütün bu dengesiz verilere paralel bir biçimde, ülkede ikilimin değiştiğini de gözlüyoruz – örneğin bu sunumun yapıldığı Haziran 2014 tarihinden bu yana, Türk Lirasının özellikle ABD Dolarına karşın kontrolsüz değer kaybı, diğer tüm tüketim alanlarında görüldüğü gibi konut alanında da ciddi bir daralmaya işaret ediyor. Özetle, iç-talebin bu tür ciddi sorunları karşılaması hemen hemen olanaksız. Öyleyse, inşaat sektöründe bir daralma ve ona bağıl bir biçimde konut üretiminde de bir küçülme beklenilmesi doğal; ancak bütün bu gelişmelere karşın özellikle konut üretmekten geri kalmıyor, yukarıda zikrettiğimiz sayılara yeni sayılar ekleyip duruyoruz – adeta alıcısı olmayan bir üretim çılgınlığı söz konusu ve bu akıldışı durumun izahı da kolay değil. Şu an için aklımıza düşen öncelikli soru, özellikle büyük inşaat firmalarının tüm bu konutları kimlere satacağı üzerine yoğunlaşıyor – kısacası, hangi alıcıdan bahsediyoruz? Tam da bu noktada, Sönmez’in saptamalarının çok önemli olduğunu anımsatmak isterim; O’na göre, tüm bu olumsuz siyasi iklime ve ekonomik koşullara karşın, üretici konumundaki firmalar, bu firmalara nakdi destekte bulunan banka ve finans örgütleri, toprak zengini burjuvazi ve dahi sermayedar gruplar, çıkışı olmayan bu yöndeki bir üretim sarmalına devam etmek zorunda – özellikle küçük sermayedar ve ‘yap-sat’la iştigal eden küçük tüccardan çok daha farklı bir nitelik gösterdiklerini de kabul ederek. Tam tersine, yukarıda zikredilen yeni sınıfsal oluşumun adeta birer fabrika gibi ve bir tür üretim hattı üzerinden sisteme işlerlik ve akabinde de meşruiyet kazandırdığını biliyoruz: sabit yapılanmaların, kadroların ve dolayısıyla giderlerin (mimar, mühendis, ekipman, makina parkuru, vb.) olduğu, sistemin sürdürülebilirliği adına üretimin akıldışı bile olsa devam etmesi yönündeki siyasanın tek geçer akçe kabul edildiği yeni bir durumla karşı-karşıyayız. Bu noktada, Sönmez’in o meşhur analojisine değinmek iyi olabilir: tıpkı pedalı çevrilmeyen bisikletin yerçekimine karşı duramayarak devrilmesi gibi, üretemeyen bir inşaat sektörünün de yere yığılıp, yerle-yeksan olması işten bile değil.

Bunun sürdürülebilir olmadığını ve uzun erimde, kent toprağına bağlı bir üretim modelinin ya da diyelim ki, inşaata dayalı bir iktisadi rejimin ayakta kalamayacağını hepimiz biliyoruz; aslında bunu, yukarıda portresi çizilen yeni sınıfsal oluşumun da bildiğinden eminiz – ancak onlar, hem sisteme yani kapitalizme iman etmekten ve hem de neo-liberalizmi şiar edinmiş siyasi otoriteye biat etmekten kendilerini alıkoyamıyorlar. Akla ziyan bir model ve dış-kaynaklara faiz ödeyerek ve fakat iç-pazara yönelerek yaptıkları inşaat, kör-topal devam ediyor – daha yalın bir ifadeyle, parayı dışarıdan alıp inşaat yapıyor ve sadece kendi yurttaşlarımıza satıyoruz..!

Sonuçları ise hepimizin malumu: burada, ekonomik maliyetleri büyük bir akıldışılıktan bahsediyoruz – dış-borçlanmanın ulusal anlamda büyük bir kambur oluşturduğu zaten kayıtlarda; çevresel maliyetlerin de çok ciddi olduğunu söylemeye gerek yok – yeşille ilgili meselemizin artık tamamıyla başka bir mecraya evirildiği çoktan görüldü bile; kentsel maliyetlerin özellikle sosyal maliyetlerle birleştiğinde, geri dönülemez bir yola bizleri sevk ettiğinin de ayırdındayız – Gezi Olayları’nın bu süreç içerisindeki en önemli kırılma olduğunun altını çizmek isterim. Özellikle son başlık altında bize rücu eden maliyetler son derece ölümcül, içsel çelişkiler içeriyor; kentlerimiz salt mekânsal olarak değil sınıfsal anlamda da zengin-fakir diye keskinleşmiş bir biçimde ayrışmaya başladı. Kentsel dönüşüm kisvesi altında cereyan eden “mutenalaştırma projelerinin” ise, yerli nüfusu yerinden-yurdundan eden, özelikle fakir-fukarayı kentin hizmet almayan en ücra köşelerine, çeperine hicrete gönderen bir yapıda olduğunu da yıllardır deneyimledik. Üstelik, kira, ulaşım, faiz gibi giderlerin, fakiri daha da fakirleştiğini sağır sultanlar bile duydu.

Dolayısıyla burada sormamız gereken soru; “biz ne yapacağız?” olmalı. Ne tür bir gelecek kurgusu, hadi adını koyalım, “ütopya” söz konusu edilmeli ki, burada, Mamak Gecekondu bölgesinde toplanan bizlere merhem olabilecek, çözümler üretebilelim..? Özetle soruyu, ‘ne tür bir sosyal konut modeli ve ne tür bir siyasa’ diye sorarak, sözümü bağlamak isterim. Konut ağırlıklı bir inşaat modelinin ağırlıklı olduğu bir rejimde, belki de “sosyal konut” dediğimiz olgunun yeniden tariflenmesiyle özgün çıkış yolları bulabiliriz, diye düşünüyorum: TOKİ’nin bu bapta, rant üreten bir devlet enstrümanı gibi çalışmaktan vaz geçerek, değişim değeri üzerinden değil, kullanım değeri üzerinden toprakla ilgili meselesini yeniden kurması gerekebilir. Hepimizin bildiği bir yalan oyunu var; devletin Arsa Ofisi, kamus arazilerini TOKİ’ye devrediyor; Türkiye’nin en büyük arsa spekülatörü kıvamındaki bu dev şirket ise, kent toprağını sermayedar sınıfların insafına terk ederek, değişim değeri dediğimiz birikim modeline işlerlik ve meşruiyet kazandırıyor. Halbuki, doğrudan kullanım hakkı gözetilerek, sosyal konut alanları ve donatıları oluşturmak, devletin asli görevi olmalı diyerek, tartışmaya kalıcı bir nokta koyabilmek elimizde.

Yerel yönetimlerin de bu konuda dahli olduğunu söylemeliyim; özellikle metropol belediyelerin imar yetkilerini kötüye kullandığının bilgisi hepimizi malumu. Öyleyse, yerel yönetimlerin adil ve kalıcı olmak kaydıyla sosyal konut üretimi ile doğrudan iştigal etmesinin önü açılmalı ve belki de, bu bağlamda sürdürülebilir finansal yapılar geliştirebilmeli. Devlet ve yerel yönetimlerin kullanım değeri üzerinden sosyal konut modellerine işlerlik kazandırabileceklerini aslında biliyoruz; örneğin, Kuzey Avrupa ülkelerinde ve özellikle Hollanda’da devlet, yerel yönetim ve kooperatif marifetiyle konut üretiminin neredeyse tamamının gerçekleştirildiği ve özel sektöre çok düşük düzeyde sorumluluk verildiği dağarcığımızda.

Bütün bunlara ek olarak, devletin dışarıdan bin-bir güçlükle edindiği finansal kaynakları doğrudan üretime aktarması gerekiyor – şu an itibariyle, konut ve tüketici kredisi olarak bizlere faiz karşılığında aktarılan bu kaynağın, kimseye uzun vadede yar olamayacağına kesin kaniyiz. Kentsel alt-yapı yatırımları, üçüncü havalimanı, üçüncü köprü ya da İstanbul’a yeni boğaz türevi gerçek dışı, fantezilere değil, gerçek alt-yapı sorunlarının giderilmesine kafa yormamız beklenmelidir.

Listeyi uzatmamız olası; öte yandan, yukarıda zikrettiğim bir kaç konuyu son kez vurgulayarak, sözümü noktalamak istiyorum. İç-pazara dönük, döviz kazandırmayan, tersine ülke kaynaklarını hızla tüketen bir sistemle karşı-karşıyayız – döviz açığı ulusal gelirimizin neredeyse yüzde 10’unu yapıyor. Mamak halkını doğrudan ilgilendiren konut ya da sosyal konut meselesine gelince, toprağa dayalı birikim modeli ile, “barınma” hakkımızı neredeyse elimizden alan yanılsamalı/sahte değerler tek geçer akçe olarak kabul görüyor ve daha da ötesi, devlet marifetiyle kent rantı, toplumsal anlamda meşru bir zemini çoktan kazandı. Ancak burada, bir meslek erbabı sıfatıyla öz-eleştiri yapmamız gerektiğine de yürekten inanıyorum; tüm bu süreç içerisinde sermayedar sınıfı , devlet ve yerel yönetimler kadar biz mimarların da affedilemez bir sorumluluğumuz olduğunu kabul ederek, iki temel aksta çalışmalarımıza hız vermekle yükümlüyüz: Birincisi, yukarıda zikrettiğim koşulları her daim tahlil etmek ve kendimizi güncellemek önemli bir görevimiz olmalı. İkincisi, mesleki araçların salt tasarıma değil, eğitime de odaklanarak yeniden işlev kazandırılması gerekir. Eninde sonunda mesleğimiz biz mimarlara, alternatif üretim ve kullanım modelleri yaratabilme beceri ve yetkinliğini de kazandırıyor – bu bağlamda akademinin günahı da sevabı da mebzul…

Notlar

[1] Bu metin, Atılım Üniversitesi Mimarlık Bölümü 2. Sınıf öğrenci çalışması kapsamında, Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Mamak İlçesi sakinleri ile ortak yürütülen 19 Haziran 2014 tarihli çalıştay sırasında, gecekondu sakinlerine yapılan sunumdan derlenerek hazırlanmıştır.

[2] Sunumu Haziran 2014 tarihinde yaptığımı ve aradan geçen yaklaşık altı ay sonra, konuşmamı derleyerek yazılı hale getirdiğimi burada özellikle belirtmeliyim. Aradan geçen bunca zaman karşın, konuşma içeriğinin güncelliğini koruması ve hemen hemen aynı tehlike üzerinden yorumlarımızı sürdürmemizin çok düşündürücü olduğunu paylaşmak isterim.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: