//
you're reading...
ethics, history, ideology, marxism, power, yorum

“Tarihte olaylar ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür eder…” 2: (kaç)Ak Saray..!*

usa_poverty2İktidar, güç ve mekân trilojisi üzerine, neredeyse Foucault’dan bu yana uzun bir süredir ve sistemli bir şekilde yazılıp çiziliyor ve meselenin hakkını verecek kadar da engin bir külliyat oluştu – Türkiye coğrafyasında da bu anlamda bir araştırma aksının oluştuğunu, hasbelkader bu alana ilgi duyan ve katkı vermeye çalışan beşeri bir varlık sıfatıyla, rahatlıkla söyleyebilirim. Bütün bunlara karşın, ünü ulusal sınırların ötesine, uluslararası ortama taşınan yeni bir fenomenle karşılaşınca, henüz siyaset ve akademik çevrelerin görevlerini tamamlamadığı/tamamlayamadığı ve bu meseleye dair söyleyecek daha çok sözümüzün/tahlilin olduğunu rahatlıkla iddia edebiliriz. Kapitalist saiklerin henüz tam anlamıyla ilga edilemediği gerçeğinden hareketle, toprağa dayalı sermaye birikimi modelinin miadını doldurmadığını biliyoruz; üstelik sermayedar sınıfı ve devlet bürokrasisi arasında cereyan eden açık ittifakın da, özellikle kentsel mekânın bir anlamda dönüştürülmesi üzerinden rant elde ettiği yönünde, elimizde yeteri kadar malzeme mevzubahis. Öte yandan, bu fenomenin akıl ve izanı bu denli zorlayarak, Türkiye’de ve üstelik tek bir siyasi öznenin sıfatında toplanarak zuhur etmesi, yukarıda kısaca değindiğim “sermaye birikimi rejiminin” çok daha ötesinde yeni malzemeleri ve dolayısıyla tahlilleri göreve davet ediyor.

Tahlil amacıyla uzun uzadıya yeteri kadar yerimizin olmadığını biliyorum; dolayısıyla, bu fenomenin hangi başlıklar üzerinden dikkat çektiğini belirterek bana verilen sözü tanımlayayım. Birincisi, tarih yapımı (yazımı) açısından marazi bir durumla karşı karşıyayız ve tam da bu noktada, bir önceki kısa yazımda yer verdiğim tartışmayı bir kez daha yinelemek isterim. Marks’ın ünlü sözünü anımsayalım: “Hegel, bir yerde, şöyle bir gözlemde bulunur: bütün tarihsel büyük olaylar ve kişiler, hemen hemen iki kez yinelenir. Hegel eklemeyi unutmuş: ilkinde trajedi , ikincisinde komedi olarak.”** Dolayısıyla, hem tarih-yapımı ve hem de tarih-yazımı kapsamında bir tür komediyle karşılaştığımız bir kez daha iddia edelim ve yolumuza devam edelim — tabii, AOÇ’de konuşlu yeni cumhurbaşkanlığı mekânıyla özdeşleşen siyasi öznenin düştüğü/düşürüldüğü, Marks’a göre soytarılığı bir yana bırakarak. Kesintisiz iki yıldır inşa edilen ve rakamsal olarak algımızı zorlayan bu büyüklükte bir yapının yarattığı iktisadın ikinci bir başlık olarak tahlile mazhar olduğunu belirtmeliyiz. Kâr-zarar dengesini her daim gözeten burjuvazinin bile onay veremeyeceği akıl dışılığın (irrasyonel tutumun) ne anlama geldiğini tartışmaya açmakla yükümlü olduğumuzu düşünüyorum. Üçüncü bapta, çevrenin tahribatına dayalı ve toprağı bir tür arzu nesnesine indirgeyen akıl tutulması gelir ki, bunun salt AOÇ alanının ihtiva ettiği doğal ve kültürel peyzaj olarak adlandırdığımız ve toplumsal belleğimizde yer edinen kimi kalitelerin çok daha ötesinde bir tahlile gereksinim duyduğu aşikâr. Gelelim biz meslek erbabı açısından durumun zavallı haline: yukarıda sıraladığım akıl tutulmasının bir tür tezahürü olarak görülebilecek bu durumun, ne çağdaş şehir planlama ne de mimarlık alanında, sözü geçen siyasi özneyi haklı çıkaracak bir tarafı mevcut değil. Cumhurbaşkanlığı makamının ısrarla söylediği, “Ankara’nın bir Selçuklu başkenti olduğu ve dolayısıyla adı geçen tarihsel dönemin mimarî üslubunun stilize edilmesine ilişkin” değerlendirmelerin, ne sanat ve mimarlık tarihi, ne kent tarihi ve sosyolojisi ve ne de tasarım yöntembilimi açısından herhangi bir geçerliliği yok – hurafelere dayalı bir retoriğin kültür ortamlarındaki basit dışavurumu olarak addedebileceğimiz bu hezeyanı, biz sade meslek insanlarının kabul edebilmesi olanaklı değil. Koca yapıyı tasarlayarak siyasi iradeye inşa ettiren (kakalayan) mimar müelliflerin ise, bilimsel ve mesleki formasyon eksikliğinden değil, önce meslek etiği ve sonrasında da Kant’ın buyurduğu “saf ahlakın” eksikliğinden dolayısı yargılanması gerekiyor.

Yukarıda başlıklar halinde zikrettiğim bu yeni fenomeni, bizlerin bilimsel ve etik çerçevelerde tahlil etmeye gerçekten ihtiyacı var; bütün bunlarla birlikte, iktidarın da siyasi bir çerçevede bu durumu idrak etmesi gerekir: geçerliliği olan diyalektiğin yasasıdır – kamu vicdanını zorlayan hiç bir mekân/saray, onu halka rağmen inşa eden siyasi özneye varsıllık getirmemiştir. İnanmayan tarihi öğrenmekle yükümlüdür.

Notlar

*Bilim ve Gelecek dergisi tarafından, AOÇ ve Yeni Cumhurbaşkanlığı sarayı temalı sayı için hazırlanan kısa değerlendirmeden alıntılanmıştır.

**Bir önceki metin için: https://gasmekan.wordpress.com/2014/11/23/tarihte-olaylar-ilkinde-trajedi-ikincisinde-komedi-olarak-tekerrur-eder/

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: