//
you're reading...
urban, yorum

Geçiciliğin Temsiliyeti: Vitrin*

[Constant, New Babylon, Paris-1963]

[Constant, New Babylon, Paris-1963]

19. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, “sabitlenme”yi bir ön koşul olarak koyan mekanla, “akıcılık”ı ve “hız”ı göreve çağıran zaman arasında süregelen “zamanın mekana görece üstünlüğü, önemli bir dönüşümü muştular. Oysa Harvey’e göre, endüstri devrimine kadar pek de deneylenmeyen ancak, devrimin nimetlerine bağıl zaman/mekan uyumsuzluğunun, sıkışmasının sonucu olarak ortaya çıkan bu yeni durum, gerçekte, kapitalizmin “iç çelişkilerinin” yansımasından öte bir şey değildir[1]. Üretimin çelişkili eksenleri arasında salınmak zorunda bırakılan ve çözümsüzlüğü, öngördüğü düzeneğin araçlarıyla, tüketim ve mekansal yayılmayla gidermeye çalışan kapitalizm, daha fazla üreterek, ürünü farklı coğrafyalarda olabildiğince hızla tüketmek ve tüketileni de yeniyle “ikame” etmek zorunda. Dahası, her seferinde “yeni”yi pazara sürerken, mekanla ilintili “eski”yi de üretime katarak.

Harvey, kapitalist üretime göndermeyle, hem “Modern” hem de “post-Modern” “çelişkileri” benzer bir biçimde tanımlar: Üstelik O’na göre, çok da başkalaşmış bir süreç söz konusu değildir; çelişkilerin tümü, “zamanın akıcılığına karşı koyamayan mekanın tepkiselliği” olarak okunabilir. Belki de tek ayrım, yakın dönem yaşadıklarımızın, bu tür bir sıkışmanın, yoğunluğunu, hızını ve etkisini daha fazla hisseden, “şizofrenik” bir histeriye dönüşmek üzere olmasıdır.

Kısacası çelişki, “Modern” ve “post-Modern” durumların kaçınılmaz unsurudur; üstelik kapitalist düzenekle kurduğu ilişki bağlamında da, kendisini başkalaşmış biçimlerde yeniden-üreten bir niteliğe sahiptir. Harvey’e göre çelişki, yeni/gelenek, üretim/yeniden-üretim, evrensel/partiküler, küresel/yerel, devrimci/gerici benzeri açılımlarla da kolayca okunabilir; ancak sonuç değişmeyecektir: çelişki, kapitalist düzeneğin gücü oranında, toplumsal bir sorun olarak gündelik hayatımızın en ince detayına kadar indirgenmek zorundadır. Dolayısıyla, aynı zaman ve coğrafyayı işgal eden bu tür bir “ihtilaf”ı aşmak, gerçekte çok da kolay değildir: Modernizm’in yüzyıl başında deneylediği ve yeniyi öne çıkararak kutsamaya çalıştığı “değişim” bile, Harvey’e göre kahramansı bir tepkisellikten öteye gidemeyecek, “son-ürün”, kapitalizm tarafından ayıklanarak, tüketilmeye yatkın bir “meta”ya dönüştürülecektir. Zaman/mekan sıkışması belki de kendisini en yalın biçimde, Fordist üretimden “esnek birikim”e dönüşüm anında göstermiştir. Kapitalizmin görünüm değiştirdiği 1960 sonrası, “cismi” olanın yerine “mecazi” olanı koyarak, kaypak bir sermaye üzerine kurulu ve üretim-servis-finans üçlemesini meşru kılıcı bir düzeneği göreve çağırmıştır. Bir anlamda bu, daha fazla üretim ve daha fazla tüketimi istemleyen kapitalist çelişkinin arsız uzanımından öte bir şey değildir.

Yeni ekonomik düzeneğin, mal tüketiminden “hizmet” tüketimine doğru hızlı bir kaymayı ön koşul olarak koyduğu bilinmektedir. Dolayısıyla, peşi sıra gelen başka kaymaların da sahnede yer alması kaçınılmazdır: ancak, “mal” tüketimininden, kültür tüketimine geçiş beklenenden çok daha hızlı ve yoğun gerçekleşmiş, seçkinci yüksek-kültür yerini arsız bir ortama bırakmıştır. Harvey’e göre bu, kapitalizmin kültür alanlarına bütünüyle sızması sonucu ortaya çıkan yeni bir olgudur ve sonuçta kültürel ürün de, alınıp satılabilen, tecimsel niteliği ön koşul olarak kabullenilen bir metaya dönüşmüştür. Kültürel ürün bir meta ise, ürünü şekillendiren bir sınıfın varlığı da kaçınılmazdır: bu, “yeni kentsoylu”dan başkası değildir. Son 400 yıldır varlığını, güçlendirerek sürdüren sermayedar “burjuva” sınıfına denk, belki de ona başat yeni bir kentsoylu tiplemesi, kültür ortamlarının usta bir aktörü olarak yerini almıştır. Ürüne imge giydirme bilgisiyle donanmış, ürün kadar, imgeyi de pazarlama yetisine sahip bu yeni “tip”, üstelik kapitalist büyümeyi de “şiar”edinmiştir. Daha da ötesi, yeni kentsoylu “iktidar” ve “imge” arasındaki gizil ilişkiler aracılığıyla, politik yetkeden pay alabilmeyi, her nasılsa, başarmıştır. Dolayısıyla, imgeye bağıl “sürdürülebilir” politik erk, kültür ortamlarının vazgeçemediği bir oyun alanıdır ve ürün/imge arasında kurulan bağlantı da, gerçekte, “inşa” edilmiş simge sistemleri üzerinden kapitalist düzeneğin devamlılığını öngörür. Burada, imgeye dayalı tüketimin iki önemli niteliğinden bahsetmek gerekir: her şeyden öte, hem ürün hem de ona takılı imge, “atılabilir” olmalıdır. Bu ise, ikinci önemli niteliği gündeme getirir: “geçici-uçucu-kaçıcı” bir imgeye ve simge sistemlerine gereksinim vardır. Harvey’in “moda”ya bağıl tanımladığı ve yeni dönemin özü olarak “afişe” ettiği “geçicilik” (ephemerality), şizofren olma durumunu da en “yalın haliyle” tanımlamaktadır[2]. Geçicilik, tarihi red etmeyle, tarihi yağmalamanın “meşruiyetini” aynı coğrafyada, ancak, ardışık anlarda istemleyen şizofren bireye uyum göstermekte, olağanüstü hızlanan zamansal kaymalara karşı, adeta, toplumsal bir tepki olarak kendisini ortaya koymaktadır. Geçici olma haliyle dışa vurulan önlenemez değişme isteği ve kesintisiz “yinelenebilme”ye karşı kayıtsız kalamama, bir anlamda, “özgün” olanla “taklit/sentetik” olan arasındaki ayracı da silip atmıştır; çoğu yazarın özgün yerine, onun yerini alacak sanallığı öne sürmesi, sanırız, rastlantısal değildir.

Zaman/mekansal kaymanın örgütlediği geçicilik durumu, hiç kuşkusuz, kendisini kentin “süslü” vitrinlerinde temsil edecektir. Çünkü vitrin, imge giydirilmiş ürünle, ürünü tüketmeye yatkın kitle arasındaki tek yalın çizgidir. İmge giydirme becerisi ve imgeyi, “rıza” göstererek kabullenme, gerçekte, vitrin’in saydamlığının bir sonucudur. Bununla birlikte, özgün olanla sentetik olanın birbirine tamamen karıştığı kentin cepheleri, kapitalist çelişkinin de sınandığı yerler olacaktır: dolayısıyla, “yeni/gelenek”, “üretim/yeniden-üretim”, “evrensel/partiküler”, “küresel/yerel”, karşıtlıklarını görmezden gelmek, “kent seyyahları” için çok da kolay aşılabilecek bir kaypaklık değildir.

Notlar

*2003 yılında XXI Mimarlık Kültürü dergisinde yayımlanmıştır.

[1] D. Harvey, The Condition of Postmodernity, Basil Blackwell, London and New York, 1980.

[2] G. A. Sargın”Aklın bir Anlık Durgunluğu: Sanallık ve Mekanı Üzerine Tezler”, Mimarlık ve Sanallık, Ed. U. Tanyeli, Boyut Yayınları, Ankara, 2002, s. 9-26.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: