//
you're reading...
cr/theory, deneme, urban

Hızın Esoterik Hikayesi*

speed.politics

“Hız” ve ona bağıl “hareket”, mekansal üretim, dönüşüm ve hiç şüphesiz tüketimin iki temel unsurudur. Örneğin, Virilio’nun dile pelesenk olmuş sıralı üç devriminin ilki, hız ve hareketi araçsallaştırarak gündelik hayata sokuşturan makinanın (özelde demiryolu ulaşımının) kendisidir. Burada makina, gerçekliği olan cismani bir olgunun ötesinde sosyal bir metafor olarak da görülmelidir. Makina, bilindik olmayan bir algı ve bilişsel dünyanın kapılarını açmakta; ancak ondan da öte, yeni bir zaman-mekansal örüntüyü de ustalıkla örgütlemektedir. Bu bağlamda dosyamız, zaman-mekansal örüntülerin esoterik hikayelerini, anakronistik bir yöntemle biraraya getirmektedir: Hız ve hareketin, sosyolojik ve/veya iktisadi temellerinden, yakın dönem kentsel dönüşüme; hızın içsel çelişkilerinin (yavaşlık), bir tasarım metodolojisine dönüştürüldüğü deneysel çalışmalardan, hız ve hareketin 20. Yüzyıl avan-garde düşün içerisindeki yaratıcı ifadesine kadar uzanan hikayeler, bu dosyanın kapsamı içerisinde, birbirini içerik olarak izlemeyen bir sıralamayla yer almaktadır. Dosyamızın son metni ise, bu anakronistik yöntemi özetleyen bir deneme olarak değerlendirilmelidir.

Hız, Hareket ve Menzilin Siyasası Üzerine

Hızın sosyolojisi temelde “hareket” (mobility) üzerine yoğunlaşır; çünkü hıza bağıl hareket eden “şey”, nesneler ve nesnelerle kurulan pratiklerin bütününün çok daha ötesinde olup; hem algısal hem de bilişsel (cognitive) dünyamızdaki kaymaları da içerir. Dolayısıyla, nesnenin hareket etmesi, materyal dünyanın dışında, tüm algı ve daha da önemlisi bilişsel olanın hareket etmesi anlamına gelecektir.[1] Virilio’nun ustalıkla özetlemeye çalıştığı hız ve harekete dair bu öz anlatı gerçekte, zaman ve mekanla doğrudan ilintilidir. Belki de sırf bu nedenle, mimarlık alanında da kaydadeğer bir tartışmayı tetiklemektedir. O’na göre yavaş, hızlı veya daha hızlı hareket, zamana ve soyut mekana referansla bir yer değiştirmeden (displacement) başka bir şey değildir – bu noktada “displacement”in, yersizleşme anlamına da geldiğini özellikle anımsamak gerekir. Virilio’nun esasen tartışmaya açtığı şey, zaman ve mekana referansla, algısal ve bilişsel dünyamızda bir “displacement”in, yani “yersizleşmenin” söz konusu olduğu üzerinedir.

Dolayısıyla bizi burada öncelikle ilgilendiren konu, yer değiştirme/yersizleşme, mekan ve zamanla kurduğumuz algısal ve bilişsel kaymalar ve/veya kurguların kendisidir. Tam da bu noktada ikinci temel sorun, hıza bağıl hareket ve sonrasında ortaya çıkan yer değiştirme/yersizleşme sorununa karşı nasıl bir tavır takınılacağına ilişkin olmalıdır. Virilio’ya göre, mekanın reddi (negation of space), yalın ancak pragmatik açıdan etkin bir yöntemdir: yer/yurt/mülk’ün hıza ters orantılı varsıllığı, sonunda modern bireyi yoksaymaya götürecektir. Burada reddedilen şeyin, mekana bağlayıcı niteliklere dair olması, bizi daha da heyecanlandırmaktadır. Hız, mekanı, adeta içine doğru patlatarak (implosion) daraltmakta; buna karşın kendi içsel dinamiklerinin talebi doğrultusunda yeni ama suni bir topolojik mekansal örüntüyü ustalıkla inşa etmektedir. Bu içe dönük patlamanın ilk radikal işareti, hiç şüphesiz ki, 19. Yüzyıl Sanayi Devrimi’nin ürettiği hareketli makinaların ta kendisidir; tren ve demiryolu, sadece ulaşım açısından önemli bir kırılma noktasına değil, zaman-mekansal bağlamda algı ve bilişsel dünyamızı alt-üst eden, yeni bir döneme de işaret etmektedir.

Kimi yazara göre, modernite ile zaman-mekansal sıçramalar arasında almaşık bir ilişki söz konusudur. Bununla birlikte, kültüralist yorumlardan görece uzaklaşmak adına, hız ve hareket sorunsalını, salt modernite tartışmalarının dışına taşımak akılcı bir tutum olacaktır.[2] Zaten Virilio’nun hızın siyasası üzerine savları da, “modernite” göndermeleriyle sürdürülen “üst-yapı”cı betimlemelerin çok ötesindedir. O’na göre de tartışma, modernitenin yaslandığı kimi kuramsal çerçevelerin dışına çıkılarak sürdürülmelidir; hız ve hareket, yalnızca hazzın ve estetiğin sorun alanına dahil  olmanın dışında, ekonomi-politik bir bağlamda yeniden tartışmaya açılmalıdır. Belki de bu beklentiyi en iyi karşılayan yazarların başında David Harvey gelir. Hız ve hareketin zaman-mekansal bağlamını tüm bileşenleriyle ustalıkla analiz ederek, kapitalist örüntü’nün taleplerine göndermeyle, 19. Yüzyıl Sanayi Devrimi sonrası algısal ve bilişsel dünyamızdaki deformasyonları, sıçramaları, günümüze değin tartışmaya açar. Burjuva sınıfının olgunlaşması, endüstriyel kapitalizmin içsel dinamikleri, sömürgeci siyaset ve modernitenin kültür kalıpları arasında gezinen bu anlatı sonunda, hız ve hareketin siyasasını tüm açıklığı ile deşifre edecektir. Bu noktada belki de tartışmalara kazandırdığı en yenilikçi tanım “zaman-mekan sıkışması”dır (time-space compression).[3]  Harvey’in zaman-mekansal sıçrama ile özetlediği durumun, Virilio’nun dile getirdiği yeni/yapay topolojiler oluşması anlamında, önemli olduğunu burada anımsatmak gerekir: Homojenizasyondan daha heterojen bir yapıya evrilen yerküre, tüm bu evrilme süresince, farklı koşullar altında, yeni/yapay topolojilerini de yaratacaktır. Hiç şüphesiz ki, bu yeni/yapay topolojik oluşumda hız ve hareketin kaçınılmaz rolleri bulunmaktadır; Dünya daha hızlı hareket ettikçe, kendi fiziksel sınırlarını daha fazla aşmaya yeltenen yeni bir durum ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla burada, yukarıda özetlediğimiz “içe dönük patlama” (implosion) ile heterojen bir yapıya evrilirken kendi fiziksel sınırlarının ötesine geçme hali arasında, paradoksal bir durumunun varlığını da görmek gerekir. Bir  diğer deyişle, hem küçülme (kendi içine patlayarak büzülme)hem de büyümeye (kendi fiziksel sınırlarını aşma) ilişkin yapısal bir çelişki mevcuttur. Bu noktada sorulması gereken temel soru, bu çelişkinin kaynakları nelerdir olmalıdır.

Çelişkinin kaynakları üzerine farklı fikirler,  söylemler söz konusu olabilir: ancak bize göre, çelişki, 19. Yüzyıl Endüstri Devrimi süreci ve sonrasında kendisini çok daha net bir biçimde hissettirmekte, sonuçları toplumsal düzeyde çok daha ağır bir şekilde deneylenmektedir. Çelişkinin şiddeti ve dönemsel oluşumlar arasındaki bu almaşık ilişki, dolayısıyla bizi, dönemin altlığının ne olduğu sorusuna yönlendirmektedir ki çoğu yazara göre bu, genelde kapitalizm, özelde ise, endüstriyel kapitalizmin kendisidir (bu noktada post-endüstriyel kapitalist olguya da dikkat çekilmelidir). Küçülme/büyüme, homojenizasyon/heterojenizasyon, küreselleşme/yerelleşme benzeri ikili yapılanmalar (binary oppositions) gerçekte, kapitalist örüntü içerisinde anlam ifade etmektedir: zamana bağlı olarak mekansal ergime, yerel pazarın dışında, para-meta-para döngüsünün sürekliliğini sağlamak için hızla hareket etmek zorunda kalan kapitalistin talepleriyle anlam ve biçim kazanmaktadır.[4] Sermayedar, coğrafi pazarı büyütmek, dolayısıyla çeşitli coğrafi alanlarda seri davranmak durumundadır (burada hareketi, meta, para, hizmet/bilgi ve bireyin hareketi olarak değerlendirmek, resmin tümünü görebilmek adına gereklidir). Tam da bu noktada, hız çok önemli bir unsur olarak yeniden karşımıza çıkmaktadır; sürecin hızlanması, üretimin, pazarlamanın, tüketimin de hızlanması anlamına gelecektir. Nitekim, sanayi devriminin özünde yer alan, keşif (innovation) ve teknolojinin yaygın ve rasyonel kullanımı, hızı, biçimlendiren/yönlendiren önemli parametrelere dönüşmektedir.

Keşif ve teknoloji, harekete bir anlamda mekanik bir nitelik kazandırmakta, bu da hızı arttıran bir unsur olarak gündelik hayatımıza girmektedir; Urry’nin de belirttiği gibi, endüstriyel kapitalizm, kısa bir süre içerisinde, yeni bir zaman-mekan  sıkışmasına yol açabilecek mekanik bir dünyayı da burjuva sınıfının hizmetine sunmaktadır  – bu hiç şüphesiz, yeni kavramlar eşliğinde olmaktadır.[5] Algısal ve bilişsel dünyamızdaki dönüşümleri de bu yeni kavramlar ışığında yeniden değerlendirmek gerekir.

Bu bağlamda, Virilio’nun dromology kavramının özgün bir niteliği olduğunu anımsatmalıyız[6]. Virilio’nun salt yıkımı değil aynı zamanda inşa etmeyi imleyen dromology kavramı, mimarlıkla doğrudan olmasa bile, dolaylı yoldan ilişkilendirilebilir: hız ve hareket bu noktada, kapitalist örüntünün talep ettiği yeni pratikleri, dolayısıyla mekansal örgütlenmeleri de göreve çağırmaktadır.[7] Özellikle bireyi, metayı, hizmeti ve daha da önemlisi parayı sürekli harekete zorlayan bu yeni durum, işgalle anılan yıkımın yerine yeniden inşa etmenin  önemine dikkat çekmektedir. Sömürgelerde yapılan öncül mekansal dönüşümlerin (yeni yollar, istasyonlar, iletişim hat ve yapıları, askeri enstelasyonlar, vb.) bu noktada göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yakın dönem işgallerin de yıkımdan çok inşa etmek üzerine kurulduğunu söylemek doğru olacaktır. Bazı yazarlarca, tüm bu yeniden inşa etme sürecinin modernite bağlamında ele alındığını biliyoruz; öte yandan, Virilio ve Harvey’in dile getirdiği kapitalist üretim süreçlerin mekansallaşma serüveni, indirgemeci kültüralist yaklaşımların üstüne çıkmakta ve derinlemesine bir analiz yapılabilmesinin de önünü açmaktadır.

Özetlemek gerekirse; 19. Yüzyılda hız ve harekete ilişkin temel itici güç teknolojidir; ancak bu teknolojik gelişmenin ardında yatan unsur, siyasetin kendisi olmuştur. Tüm bu süreç içerisinde siyaset, kendisini keşif ve/veya teknolojinin araçlarıyla meşrulaştırmaktan geri durmamış, dönemin egemen aktörlerinin taleplerine bağlı  bir mekansallaşmayı örgütlemiştir. Son dönem gelişmeyi de benzer bir üslupla okumak olasıdır; keşfin ve/veya teknolojik vasıtaların biçim ve işlevi görece başkalaşsa da ardında geniş bir siyasal alanın olduğunu dile getirmek doğru olacaktır. Bu siyasanın beslendiği ana damarlardan bir tanesi post-endüstriyel kapitalizmdir ve burjuva sınıfının bu yeni gelişmeleri besleyen mekansallaşma taleplerinin olduğu da açıktır. Tüm bu çerçeve içerisinde hız ve hareket nerede durmaktadır? Hızın ve özgürleşmenin ters orantıda olduğunu savlayan Virilio’ya göre, yeni dönem, hızın arttığı, sürekli  hareketin (the state of constant mobility) genel geçer bir gelişme olarak addedildiği ve menzilin tahmin edilebilenin çok daha ötesine taşındığı bir tarihselliğe sahiptir. Tüm bu süreç içerisinde, bireyin çevresine doğrudan müdahalesinin azalmaya başladığı, sürekli hareket ve artan hızın baş döndürücü bir şekilde siyasi özneyi daha az özgür kıldığı vurgulanabilir. Kaldi ki, Virilio’nun tespiti tam da bu noktadadır; O’na göre,   “özgürlük artan hızın içine hapsedilmiştir”.

Yakın dönem Modern hayatın hızı ve hareket kapasitesi, 20. Yüzyılın başında, sorunu akıcı bir dille yorumlayan Simmel’in öngörülerinden çok daha keskindir. Birey artık, özgür iradesini makinaya kendi rızası ile teslim etmiş,  kaybolanın estetiğini arayan(the aesthetics of disappearance) siyasi öznelere dönüşmüştür. Bu tür bir siyasi öznenin, mekana/mimarlığa ilişkin tasavvurlarının ne olabileceği ise tahmin edilebilir boyuttadır. Genel geçer bir mimarlık ve onun biteviye kendisini yineleyen programları (generic architecture, non-place programs), çevremizi sarmalayan bir tür korku senaryosuna dönüşmek üzeredir.  Henry Ford’un “üretim bandı”na atfen tartışılan hız ve hareket, kısa sürede kendi mekansallaşmalarını/mimari yaklaşımlarını beraberinde getirmiştir; dolayısıyla, yakın dönem Modern hayatın hıza ve harekete ilişkin yeni yaptırımlarının, bir tür mekansallaşmayı/mimari yaklaşımı göreve çağırması kaçınılmazdır. Tam da bu noktada sorulması gereken soru, bu yeni gelişmeye ilişkin “direnç mimarisi”  (architecture of resistance) olasılığının bulunup bulunmadığıdır. Bu soru, en az hızın hikayesi kadar esoterik bir niteliğe sahiptir ve hem algısal hem de bilişsel yeni kurgulara gereksinim duymaktadır.

Notlar

*2010 yılında Arredamento Mimarlık dergisinde yayımlanan Dosya’dan alıntılanmıştır.

[1] Paul Virilio, Speed and Politics, Columbia University Press, New York, 1986.

[2] Kültürel bir paradigma olarak hız ve modernite ilişkisi üzerine, bkz: Enda Duffy, The Speed Handbook, Velocity, Pleasure, Modernism, The Duke University Press, Durham and London, 2009.

[3] David Harvey, The Condition of Postmodernity: An Enquiry into the Origins of Cultural Change, Blackwell Publishing, Cambridge, 1989.

[4] David Harvey, Spaces of Global Capitalism: Towards a Theory of Uneven Geographical Development, Verso, New York-London, 2006.

[5] John Urry, Mobilities, Polity Press, Cambridge, 2007.

[6] Paul Virilio, Speed and Politics, Columbia University Press, New York, 1986.

[7] Hızın bilimi ve/veya mantığı olarak özetlenebilecek dromology sözcüğü, “toplumsal yapının, genelde makinalaşmaya, özelde ise savaş makinalarına (warfare) göndermeyle biçimlendirilmesi” anlamına gelmektedir. Virilio’ya göre, hızlı olanın yavaş olana hakimiyeti, kendisini en yalın biçimiyle savaş makinalarında (mekanlarında) yansıtır.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: