//
you're reading...
cr/theory, deneme, marxism, urban

Darwinizm ve Kent: Modern Dönem Mekan Kuramlarına Eleştirel bir Bakış

Bir Zamanlar Türkiye'de 23_NisanlarKatznelson, Marxism and the City (Marksizm ve Şehir) başlıklı eserinde, feodal düzenden endüstriyel kapitalist örüntüye geçiş sürecini, kentsel kuramlar bağlamında tartışmaya açarak, kapitalist ekonomi, ulus-devlet inşaası süreci ve modern kentin mekansal nitelikleri arasındaki kimi gizil bağları açığa vurmaya çalışır.[1] Okuyucu özellikle, 19ncu yüzyıldan başlayarak Batı Avrupa’yı etkisi altına alan endüstri devriminin dinamiklerini izleyerek, 19ncu ve 20nci yüzyılların büyük iktisadi ve siyasal dönüşümlerine tanıklık eder ve tüm bu dönüşümlerin mekansal izlerini de kente göndermeyle okumaya başlar. Gerçekte Katznelson’un başarısı, yukarıda özetlemeye çalıştığımızı dönüşümün siyasal mecrasının betimlenmesinin çok daha ötesindedir; yazarın amacı, dönüşümü Marksist kuramsal çerçeveyle açıklamak ve daha da ötesi, Marks’dan başlayarak olgunlaşan Markist okuma geleneğinin diğer kuramsal çerçevelere göndermeyle sınanmasına çalışmaktır. Katznelson’a göre, Marksizm çok daha bütüncül ve karmaşık dokuyu çözebilecek zamanlar / dönemler-ötesi bir niteliğe sahiptir.

Katznelson’un duruşu hiç şüphesiz ki eleştiriye açıktır: Kimi yazara göre, bu tutum ön yargılı bir geleneği yansıtır; kimine göre de, yeni bir söylem içermemesi nedeniyle dikkate değer bir açılım içermez. Bütün bu eleştirilere karşın, bize göre eser, mekanın toplumsal değişime başat dönüşümünü doğru resmeden bir içeriğe sahiptir ve özellikle, modern sosyal kuramlar ışığında modern kentin tarihsel dönüşümüne ilişkin yeni sözler söyler. Kapitalist gelişmeye bağıl, üretim ilişkilerindeki köktenci sıçrama ile bir tür kentsel üretim süreci arasındaki ilişkisellik, yeni olmayabilir; öte yandan, “evrim”, “evrimleşme” benzeri kimi ortaklıklar içersede, Marksizm ve diğer “farklılaşma” (differentiation) kuramları arasındaki ayrışmayı ayrıntıda ve sarih bir biçimde ortaya koyması açısından, eserin aydınlatıcı olduğunun teyit edilmesi gerekir. Eninde sonunda Marksist yorum, diğer sosyoloji okul ve geleneklerinin, büyük ölçekli sosyal süreçlere başat mekansal üretim süreçlerine dair savlarını çok daha kapsamlı ve üstelik, Darwinist söylemleri doğru kullanan bir içerikle kurar.

Hiç şüphesiz ki, Darwin’e göre “evrim”, az karmaşık olandan, çok karmaşık olana geçişin, bir merhaleden bir diğerine sıçramanın altın sözcüğüdür. Bu dönüşüm ise, doğal kuvvetler ve doğal süreçlere tabidir; bir diğer söyleyişle, doğal olanın kendi mecrasında aktığı, öte yandan bu sürecin doğal kuvvetlerin itici gücüyle yörüngelendiğini kabul etmek gerekir.[2] Darwin’in ünlü evrim kuramının dönemsel bir zihinsel sıçramayı da beraberinde sürüklediği herkesin malumudur; öte yandan, kimi sosyal bilimciyi Darwin’le buluşturan, tüm bu zihinsel oyunun Marks’ı da etkilediği, az bilinen ve az dile getirilen bir gerçektir. Marks’ın Darwin’in evrim kuramına ilişkin savlarını nasıl yorumladığı ve kent ölçeğinde bunun ne anlama geldiğini birazdan özetlemeye çalışacağız: ancak bu noktada, doğrudan evrim kuramını “farklılaşma” kuramıyla örtüştüren kimi sosyal bilimciyi burada dikkatle zikretmek gerekir. Çünkü, özellikle kapitalist kentin oluşmasına ilişkin kimi tasavvurların bu iki mecrayı, doğal evrim ve sosyal süreçlere bağıl dönüşümleri, birbirine bağlamaya çalıştığı bilinmektedir.

İşte tam da bu noktada, modern kent kuramlarının izini sürmeye çalışan Katznelson, Marks’dan başlayarak (ve daha sonra Marks’a tekrar dönerek) Durkheim’a, oradan Weber, Toennies ve Simmel kadar uzanan geniş bir yelpaze içerisinde, kimi çağdaş kuramcıyı ziyaret eder.[3] Özellikle Weber’in ünlü eseri The City, Katznelson için önemli bir hareket noktasıdır.[4] The City’de derinlemesine açığa çıkan, ‘kent mekanı, iktisadi, sosyal ve siyasi hayatın kenetlenmiş bir son-ürünüdür; bu ürünün niteliksel değişimi ise, kent tarihini resmetmesi açısından çok önemlidir’, söylemi Marks’da farklılıklar içermekle birlikte tüm bu yeni nesil araştırmacıların ortak savıdır. Ancak, iki önemli konuyu burada açmak gerekir; Birincisi, kentin tarihi bir merhaleden diğerine sıçramaya işaret eder – bir anlamda evrimsel bir geçiş söz konusudur. Modern kapitalist düzeneğin egemenliği altında, kentler örneğin, basit, entegre olmuş, homojen bir mekansal örgütlülükten, daha az entegre, daha fazla heterojen ve örgütsüz bir  mekansal örüntü modeline (pattern) kayarlar. Bu aslında, daha az karmaşık olandan, daha karmaşık olana geçişi de anlatmaktadır. İkinci olarak, doğal evrimin doğal süreç ve doğal kuvvetlerine başat sosyal süreç ve sosyal kuvvetler söz konusudur. Kenti yapan siyasi öznenin sosyal gruplar, sınıflar, vb. olduğu kabul edilmekle birlikte, doğal olanla sosyal (tarihsel) olan arasında gizli bir ittifak aranmaya başlanmıştır. Kısacası, kent tarihi de kendi, belki de doğal mecrasında akan, sosyal olmayan bir süreci anlatmaktadır.

Bu noktada, iki ayrı tartışmanın varlığı görülecektir: kentin tarihini doğru okuyabilmek için farklılaşan merhaleleri anlamak gerekir; kent tarihi doğal bir süreçtir. İkinci savın bizleri, düşünsel ortamını Chicago’da, 20nci yüzyıl başında bulan sorunlu alana itelediği bilinmektedir. Şikago Okulu  (Chicago School) hem sosyal bilimlerde, hem de planlama alanında etkin bir paradigma sunarak, Darwin’i neredeyse siyasi suçlu konumuna indirgeyecek söylem ve uygulamalarıyla dikkat çeker. Katznelson’un yaptığı gibi birinci sava dönersek eğer, Durkheim’dan Simmel’e kadar uzanan süreç içerisinde, toplumsal merhalelerle, kentlerin merhaleleri arasında ardışık bir bağ aramak gerekir. İşte modern kent kuramlarında dikkat çeken ve sosyal bilimlerden ödünç alınarak kentin niteliksel dönüşümünü anlamamıza yarayan bu tür düşünsel araçlar, özetle “farklılaşma” kuramına yol verir. Hiç şüphesiz ki, farklılaşmayı anlamak için sosyal süreçleri örgütleyen sosyal kuvvetlere bakmak gerekir; ve her sosyal bilimci için, sosyal kuvvetlerin tanımı farklı olabilir. Örneğin Weber için önemli olan, pazarın  etkin gücü ve pazarda yer tutan yeni sosyal sınıfların mekansal örgütlenmesidir. Durkheim için ise, mekanik ve organik dayanışma (solidarity) arasında bir sıçrama söz konusudur ve bu sıçrama, sosyal değişimler sonucu ortaya çıkan sosyal farklılaşma ile açıklanabilir. Burada sözü  geçen dayanışma, paylaşılmış değerlerden çok, paradoksal gibi dursa da, farklılıklara dayalı bir birleşmeye işaret eder.[5]

Farklıllaşma kuramı üzerinden giderek modern toplumların karmaşık, çoğu zaman ikircikli dünyasını tartışmaya açan bir diğer yazar da Toennies’dir: Durkhem’in ünlü organik / mekanik ayrışmasına eşdeğer bir çerçeve ile, toplumların az karmaşık olandan çok karmaşık olana doğru evrimleşen yapısal değişimini, Gemeinschaft (cemaat/community) ve Gesselschaft (toplum/society) ikililiği ile anlatır. Tüm sosyal bilimciler için neredeyse dile pelesenk olmuş bu ayrım, gerçekte evrim kuramını doğrular bir kalıba adeta itelenerek, toplumsal dönüşümün tarihselliğinden çok doğalsılığını muştular. Durkheim’da netleşmeye başlayan ve Toennies’de somutlaşan bu kuramsal tutum, geniş ölçekli sosyal değişimi (social change), standart durumlar / bağlamlar arasındaki doğal kayma (natural shifts through standard stages) olarak yorumlar ve bu durum, Darwin’in ünlü  ardışıklık (succession) kuramıyla da üst üste örtüşür. Darwin’in, “farklılaşma (differentiation) tekamul olana (advanced social conditions) yol verir” savı da, Toennies’in Gemeinscahft’dan Gesselscahft’a geçişi  anlatan bir üst-anlatı olarak yerini alır.[6]

20nci yüzyıl modern kentsel hayata ilişkin kapsamlı bir diğer araştırma da, Simmel’den gelir. Farklılaşma kuramını hem Marks hem de Weber’in meta-kuram ve meta-dilleriyle harmanlayarak, Berlin’in metropolitan kültürünü yorumlayan Simmel, süregelen tartışmaları yinelemesi ve de tüm bu tartışmaları, kent kültürü bağlamında ele alması açısından, sözü geçer bir anlatı sunar. Simmel’in ünlü eseri Metropolis and Mental Life, yeni pazar ilişkilerinin farklılaşan kent mekanlarındaki koşullarını sorgular ve bu koşulların, sosyal ilişkilere yansımasını anlamaya çalışır. Tabii bununla birlikte, endüstriyel kapitalist düzenek içerisindeki, değişen, taze kuvvet kültürel formlar da, Simmel’in özellikle yeni kültür metropolü, Berlin özelinde tartışmaya açtığı bir diğer önemli konudur. 1903 yılında ilk kez yayımlanan bu eser, kapitalizmin yeni kentselliğini dışa vurması ve bunu, para ekonomisi bağlamında sağlam temeller üzerinden sürdürmesi açısından, hala okunmaya değer bir içerik sunmaktadır. Çoğu günümüz düşünürüne göre, Simmel’in çağdaş kent sosyolojisine katkısı sonsuzdur; özellikle Katznelson’a göre, farklılaşma kuramı çerçevesinde bakıldığında, hem geleneğin sürdürülmesi hem de bu yaklaşımın, kültür formları tartışmasıyla zenginleştirilmesi bağlamında, Simmel kayda değer ciddi açılımlar sunmaktadır. Ancak eninde sonunda, Simmel kent mekanına dair sosyolojik araştırmasının temellerini, Darwinist gelenekten alır: Yeni mental durum, sevabı ve günahıyla, daha karmaşık bir toplumsal yapıya evrilen kapitalizmin yan-ürünlerindendir ve bu evrim, para ekonomisine dayalı, ancak doğal bir sürecin dinamikleri bağlamında ele alınmalıdır.[7]

Belki de bu tür bir evrimci bakışın en yalın yansıması, yukarıda kısaca değindiğimiz ünlü Şikago Okulu’nun sosyal ekoloji (human ecology) çalışmalarında görünür. Meşru zeminini henüz yeni kazanmaya başlayan doğa bilimleri ve özellikle ekoloji tartışmalarının yarattığı görece gönence direnemeyen sosyal Darwinizm tartışmaları, işte tam da bu noktada karşımıza çıkar. Tüm bu tartışma ortamı içerisinde, hiç şüphesiz ki yeni toplumsal koşullara ilişkin hastalıklı yargı çok önemlidir: Toplumsal yapının evrilmesi süresince, marazi durumların gözükmesi kaçınılmazdır; patolojik sorunların çözümlenebilmesi aşamalarında ise, özellikle sosyal ve fiziki planlama devreye girmelidir. Dolayısıyla bizi bu noktada bağlayan, Şikago Okulu’nun kente dair savlarıdır; kentsel gelişmenin doğal bir süreç olduğu yönündeki katıksız iman, sosyal Darwinizm ve işlevselcilği birbirine kenetleyecek, toplumsal marazi durum ve kente dair patolojik koşullar, aynı düşünsel çatı altında anlaşılmaya ve daha da ötesi giderilmeye çalışılacaktır. Sosyal ekoloji (sosyal Darwinizm), kısa süre içerisinde öylesine egemen bir paradigma olacaktır ki, kentin sosyal süreçlerin hem ürünü ve hem de nesnesi olduğu gerçeği ikinci plana itilecek, kent tarihi, doğa tarihi çalışmalarının terminolojisi, söylemsel örüntüsü ile anlatılmaya başlanacaktır. Daha da ötesi, kentin yapısı, işlevi ve formuna ilişkin çalışmalar, sosyal ekolojinin bilgi kuramsal çerçevesine hapsedilmiştir.

Neredeyse gizli-ideolojik bir mecraya itelenen, Şikago Okulu merkezli kent tartışmalarını ayrıntıda tartışmaya açmak, bu yazımızın amacı dışındadır. Dolayısıyla bu noktada, farklılaşma kuramının tarihsel gelişimini burada sonlandırarak, sosyal süreç ve ilişkilerin önemine dem vuran özgün Marksist yazıma geri dönmemiz iyi olacaktır. Yazımızın başında, evrim kuramının bir anlamda tezahürü sayılabilecek farklılaşma kuramının, Marx’ın erken dönem yazılarında nasıl yorumlandığından kısaca bahsetmiştik: Marx’a göre modern tarihin örgütleyici, temel unsuru üretim tarzıdır; dolayısıyla tarih, doğal bir sürecin ötesinde, üretimin kuvvetleri ile üretimin sosyal ilişkileri tarafından biçimlendirilen olgusal bir değişime karşılık gelir. Tam da bu noktada, can alıcı bir çıkarsamada bulunabiliriz. Feodal kasabadan pazar ekonomisinin yoğunlaştığı ve dolayısıyla kapitalizmin ilk nüvesinin kurulduğu ticaret kentlerine ve daha sonraları da endüstriyel kapitalist gelişmenin merkezi olan modern kentlere kadar uzanan tarihsel süreç, doğal bir dönüşümün ötesinde, Marks’ın temel söylemini de yapan, “sermayenin birikimi” teziyle açıklanabilir. Burada da merhalelerden ve kategorik sıçramalardan bahsetmek olasıdır; öte yandan, tarihsel kategorileri yapan şey, doğal olan değil, sosyal süreç ve kuvvetlerin kendisidir. Her ne kadar Marks , doğrudan kente göndermeyle bu tür bir yargıda bulunmasa da, metinlerinde görülen “kasaba ve kır” ikilemi yukarıda bahsettiğimiz tarihselciliği mekan bazında da tartışmaya açar. Gerçekte mekansal üretim ve kapitalist üretim tarzı arasındaki ilişki yüzlerini en ayrıntıda resmeden düşünür Engels’dir: 19ncu yüzyıl endüstriyel kapitalist kentlerin sorun dolu dünyası ve konut sorunsalı bazında işçi sınıfının durumu üzerine yapılan çalışmalar, doğal evrim ile sosyal kuvvetlerden kaynaklı dönüşüm arasındaki gizil çatışmayı dışa vurması açısından önemli kaynaklar olmuştur.[8]

Kısacası, evrim kuramı bir anlamda Marks’ın ve daha sonraları da Engels’in söylemlerinde yer edinen bir açılım olarak değerlendirilmelidir; öte yandan, özgün Marksist yazım alanında evrimin doğal olandan sosyal olana devşirildiği de bilinmelidir. Katznelson’un yapmaya çalıştığı şey, bu devşirmenin nitelikleri üzerinedir. O’na göre, yozlaştırılmamış Markist mekan kuramı (kuramları) üç temel unsurun bütünleşik bir çerçevesi olmak zorundadır: “Dönemsel değişimlerin doğru anlaşılması, kapitalist ekonomilerdeki birikim sürecinin analizi ve kapitalist toplumların karmaşıklığını analiz eden sosyal kuramların geliştirilmesi.”[9] Ancak ne yazik ki, 20nci yüzyıl, özgün Marksist metodolojiden görece uzaklaşan ve neredeyse sosyal süreç ve ilişkileri doğal olana yeğleyen bir tarihsel yanılsamayı beraberinde sürüklemiştir. Üstelik bu sürüklenme yukarıda kısaca değindiğimiz büyük isimler ve kurumlar aracılığıyla da gizli bir meşruiyet zemini elde etmiştir. Katznelson’un muştuladığı aslına rücu ise, ancak ve ancak 20nci yüzyılın ikinci yarısında boy gösterecektir. Bazı yazarlara göre, neo-Marksizm olarak da adlandırılan bu yeni dönem, Lefebvre’in ünlü eseri, The Social Production of Space’de kendisini tartışmasız teyit edecektir.

Yaklaşık 50 yıllık boşluk, mekan kuramları bağlamında görece zengin bir mecrayı bize sunsa da, evrim kuramının kent sosyolojisi bağlamında doğru yorumlanabilmesi açısından sıkıntılı bir dönemi tanımlar. Marks’la başlayan ve tarihsel kategorileri sosyal süreç ve ilişkilerle anlatan yorum, 1960 sonrası hem kent hem mimari üretimi, benzer bir yorumla tartışmaya açarak, bir anlamda 50 yıllık süreç içerisinde farklı noktalara evrilen Darwinist söylemleri de yeniden gündeme taşımaktadır. 19ncu yüzyılın son çeyreğinde birbirleriyle yazışarak, tartışan Marks ve Darwin arasındaki dostluğun doğru anlaşılması, mekana ve mekanın üretimine ilişkin kimi söylence ve karartmaların giderilebilmesi açısından da önem içermektedir.

Bu bağlamda, dosya da yer alan diğer metinler, bu tür bir okumanın yalın denemeleridir ve mekan ve mimarlığın farklı boyutlarına ilişkin yeni saptamalar getirmiştir. Örneğin Batuman, yukarıda özetlemeye çalıştığımız kent ve doğa ikililiğini ütopyalar, özellikle sosyalist ütopyalar bağlamında irdelemeyi amaçlar. Anarşist gelenekten gelen kimi düşünürlere göndermeyle, kent / doğa çatışmasına dair çeşitlemeler, sosyalist düzenek için de geçerliliği olan tarihsel olgulardır ve Marksist mekan kuramının sınanması açısından özellikli sonuçlar üretirler. Bulut’un araştırması ise, benzer bir tartışmayı mimari tektonik üzerinden sürdüren araştırmalara ilişkindir: Özellikle çağdaş malzeme ve konstrüksiyon üzerine sürdürülen kimi yeni bulguların, doğal / yapay ikililiğini, mimarın toplumsal rolü üzerinden nasıl içselleştirildiğini anlatır.

Son iki yazımız 19ncu yüzyıldan günümüze uzanan süreci, mimari üretim ve doğa analojileri üzerinden özetler. Özellikle Arslan’ın araştırması, hem “doğa benzetişiminin” tarihsel niteliğini vurgulaması hem de gelinen son noktada, yapı fiziği ve tektoniği açısından, doğaya atfedilen bilginin arkeolojisini kurması nedeniyle bizlere taze bir açılım sunar. Son kertede yeni yaklaşımların mimari üretime (tasarım ve inşaa) olan etkisi ise, Gönenç-Sorguç’un metninde netleşir. Sayısal tasarım salt temsiliyete ilişkin bir alan olmanın ötesinde, yukarıda özetlediğimiz “evrimi” sürdürmesi açısından özelliklidir ve tasarım yöntem ve süreçlerinin tarihsel etkileşimi, sayısal dünyanın içerisinde gizlenmiştir.

Özetlemek gerekirse; Charles Darwin salt bir bilim insanı olmanın ötesinde, bulgu ve savlarıyla ideolojik çatışmaların da öznesi konumundadır: Darwin, yaratılış söylencesine karşı, evrim kuramıyla, 19ncu yüzyıl için hem ontolojik bir kırılmaya hem de siyasal bir ayrışmaya denk gelir. Bu bağlamda dosyada yer alan metinler, bu kırılma / ayrışmayı mekan, kent ve mimarlık özelinde yeniden sorgulamayı amaçlamıştır. Öte yandan, bildik tartışmaların ötesine geçebilmek ve evrim kuramının gönencini sınayabilmek adına, kentsel mekan üretimi kuramlarından, kentsel ütopyalara, doğa merkezli analojilerden hareketle mimari tasarım süreçlerine ve mimarinin tektoniğine değin geniş bir yelpazede, Darwin’i ve evrim kuramını tartışmaya açmış bulunuyoruz. Bu bağlamda, geleneksel tasarımdan, sayısal tasarıma uzanan evrimsel kayma da, dosyamızın konusu oldu. Tüm bu başlıklar üzerinden dosyamızı derlerken, 19ncu yüzyılda olgunlaşmaya başlayan Marksist mekan kuramlarıyla, 21nci yüzyıl sayısal tasarım dünyasına kadar uzanan sürecin, gerçekten birbirinden kopuk, ilgisiz olgular yerine, bütünleyici ve ilişkisel olduğu savından hareket ettik. Bize göre, [dosyada] birbirini takip eden beş metin, bir anlamda 19ncu yüzyıldan 21nci yüzyıla uzanan ve sosyal kuvvetlerle tanımlanan “evrimi” sergilemesi açısından da, ironik bir sunum içermektedir.

Notlar

*2009 yılında Arredamento Mimarlık Dergisinde yer alan Dosya’da yayımlanmıştır.

[1] Ira Katznelson, Marxism and the City, Oxford University Press, Oxford / Cambridge, 1993.

[2] Charles Darwin, On Natural Selection, Penguin Books, London, 2004.

[3] Ira Katznelson, “Marxism and the City?” Marxism and the City, Oxford University Press, Oxford/Cambridge, 1993, pp.1-42.

[4] Max Weber, The City, Free Press, New York, 1958.

[5] Anthony Giddens, Capitalism and Modern Social Theory: An Analysis of the Writings of Marx, Durkheim and Max Weber, Cambridge University Press, Cambridge, 1973.

[6] Ferdinand Toennies, Community and Society (Gemeinschaft and Gesselchaft), Transaction Publishers, 1988.

[7] Georg Simmel, The Philosophy of Money, Routledge, London, 2004

[8] Friedrich Engels, The Condition of the Working Class Condition in England, The Oxford University Press, 1999; Friedrich Engels, The Housing Question, The Pathfinder Press, 1995.

[9] Ira Katznelson, “Marxism and the City?” Marxism and the City, Oxford University Press, Oxford/Cambridge, 1993, p.37.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: