//
you're reading...
cr/theory, discourse, power, yorum

Erk ve Hakikat Algısı…

ODTÜ Devrim Stadyumu

ODTÜ Devrim Stadyumu

Fransız düşünür Michel Foucault, söylem ve iktidar arasındaki kimi örtük ilişkileri sorgularken, muktedirin “dil” üzerinden kendi mevcudiyetini nasıl inşa ettiği ve bu süreç içerisinde söylemsel pratikler aracılığı ile toplumsal bir meşruiyet edinimini hangi yöntemlerle kurguladığını anlatır. O’na göre, muktedir olmanın en yalın yolu, dili, söylemsel pratikler üzerinden maddi bir dünya ile üst üste çakıştırmayla olasıdır. İste tam da bu noktada söylem, erk ve mekan arasında gidip gelen bu inşa etme eylemine dönerek, biz meslek insanlarına göre en dikkat çekici önermesini yapar: belki de mimarlık pratiği, tüm bu kurgulama sürecinin baş aktörüymüşçesine her türlü toplumsal tahlili hak eder görünümdedir. Foucault’nun 1980’li yıllarda önünü açtığı ve sosyal bilimler kadar beşeri bilimlerde de kuramsal ve metodolojik bir açılım sunan; kısaca, “bilginin arkeolojisi”ne dikkat çeken tartışması birçok yönden kıymetlidir.[1] Zamanla iddia edilen önermelere kimi eklemeler yapıldığını ve kimine göre de Foucault’cu bakma biçiminin çoktan tüketildiğini burada söyleyebiliriz; ancak,  O’nun, mimarlığı tartışmanın merkezine taşıyan ve “programatik arketipler” üzerinden, muktedir ve toplumsal denetimi sorgulayan yaklaşımının, ulusal bağlamı tahlil etmeye çalışan biz meslek insanları için hala geçerli olduğunu burada yinelemek, sanırım faydalı olacaktır.

Foucault’nun bizim için değer arzeden ikinci önermesine dikkat çekmek gerekir: O’na göre, iktidar sahibinin geniş kitleler üzerindeki tahakkümünü kolaylaştıran şey, salt devletin baskıcı aygıtlarından ibaret değildir. Şiddetin genel geçer olduğu ancak ‘farkındalığı’, üstü örtük, “fantazmagorik” algılarla baskılayan bir düzeneğin de harekete geçirildiği burada kabul görmelidir. Kitlenin baskıyı ve şiddeti doğrudan algılamasının önünü kesen; öte yandan, belki de toplumun rızasını dahi almayı beceren bu algılar dünyası, düşünüre göre, iktidar sahiplerinin söylem aracılığı ile kotardığı beceri dolu bir inşaya denk düşmektedir. Kitle, muktedirin kurguladığı yanılsamalı bir algıyı yeniden, erk sahibi adına üreten bir siyasi özne konumuna indirgenmiştir. Özne, bu algıyı içselleştirerek ona uyan değil, algıyla özdeşleşerek algının yeniden-üretiminin, dolayısıyla muktedirin meşruiyetinin onayını veren bir sürecin aktif tarafı konumundadır.

Foucault’un “hakikat algısı” dediği şey, sahte bir toplumsal mutabakat anlamına gelen ve muktedirle, kitlenin elbirliği ile ürettiği, “iktidarın hakikatine” denk düşen bir pratiğe karşılık gelmektedir. Hakikat algısının, ne tür pratikler vasıtasıyla üretildiği ise bir başka sosyolojik olgudur ve derinlemesine toplumsal tahlillere gereksinim duyar – örneğin, medya aracılığı ile olduğu kadar, devletin yasal aygıtları vasıtasıyla da bir tür hakikat algısının inşa edildiği kuvvetle varsayılabilir. Özellikle mimarlık pratiğinin rutin uygulamaları ile bu tür bir sonuca erişme konusundaki istencin, günümüzde bir hayli yaygın olduğunu hepimiz yakından takip ediyoruz.

Kısacası, yukarıda zikrettiğimiz bu iki varsayım, yani, muktedirin mekan üretim pratikleriyle kol-kola vererek, mimarlığı, iktidarın bir “savaş makinasına” dönüştürme istenciyle, erkin bir tür hakikat algısı aracılığıyla meşruiyet edinimi, biz meslek insanları açısından önemli addedilmelidir.[2] Siyaset, mekan ve güç arasındaki ilişki hiç şüphesiz ki, yeni bir olgu olmayıp, tarihselliği olan sosyolojik bir hadisedir. Örneğin, Hirst’in “Mekan ve Güç; Siyaset, Savaş ve Mimarlık” başlıklı yakın dönem eseri, mimarlığın, sosyal bir üretim olduğuna dair genel bir kuramsal yaklaşımdan hareketle, mesleki pratiklerin tarihselliğine işaret eder ve özellikle, sınır, işgal, toprak, öncüllük, teknoloji,  bilgi, savunma, vb., gibi kavramlarla mimarlığın bir “savaş makinasına” dönüşme kapasitesini tahlil etmeye çalışır. Hiç şüphesiz ki, tarihin her döneminde muktedir, kendi mimarlığı aracılığı ile, “savaş makinası” olarak adlandırabileceğimiz yıkma, bozma, yeniden-inşa etme ve düzenleme sürecini, yöntemlerini işlevsel kılma, icat etme, kullanma ve kabul ettirme beceri ve yetkinliğini haizdir.[3]

Bu noktada biz meslek insanları için öncelikli olan, “savaş makinası” olarak adlandırdığımız bu olgunun, bir hakikat algısına dönüşmesi ve genel geçer mimarlık pratikleri içerisindeki yanılsamalı, ancak bir o kadar da meşru durumudur. Yakın dönem Türkiye siyasasının bir tür muhafazakârlaşma sürecine girdiği ve toplumsal hayatımızın tüm katmanlarında öyle ya da böyle bu siyasanın tezahürlerini deneylediğimizi söyleyebiliriz. Hiç şüphesiz ki, yukarıda özetlediğimiz biçimiyle, genelde mekan üretimi ve mesleki eksende, mimarlık pratiklerinin de muhafazakar iktidarın tekelinde biçimlenmeye başladığını iddia etmek, sanırım yanıltıcı olmayacaktır. Kente dair tüm söylemlerin neo-liberal siyaset ve ona bağıl palazlanan muhafazakar ideoloji tarafından metalaşma sürecine hızla sürüklendiğini, artık hepimiz kabul ediyoruz; özellikle başta İstanbul ve Başkent Ankara’daki kimi kamu topraklarının, toplumsal fayda gütmeyen bir tercihle ve yasalarla, yönetmelikler zemininde yıkılıp, yeniden-yapıldığının da tanığı (ve belki de yukarıda özetlediğim biçimiyle, “ortağı”) konumundayız.

Öte yandan burada, iki temel sorunla baş-başa bırakıldığımızın da altını çizmemiz gerekir: Birincisi, muhafazakar ideolojinin arzu nesnesi mimarlık, ‘tarihselci bir söylemle’ bezenmeye çalışılmaktadır. Daha da ötesi, mimarlığın özünde yer alan araştırmacı ve yenilikçi kimi öğeler, eskiye dair seçmeci atıflarla hızla ikame edilerek, yeni söylemin maddi dünyadaki karşılığı aranmaktadır. Birinci sorun, tarihselci referanslar üzerinden kendi muhafazakar biçemini görünür kılmak isteyen iktidarlar için en sığ oyun alanıdır: Muktedir, takip ettiği siyasanın kamusal alandaki izdüşümlerini oluşturmakla mükelleftir ve ne yazık ki, tarih bu tür ideolojik tahayyüllerin pratikleri ile doludur. İkinci sorun, biz meslek insanlarını daha da etkileyici boyuttadır. Yukarıda belirttiğimiz ikame etme süreci, mimarlığın kendi araçları, yöntemleri ve süreçleri üzerinden yürütülmekte ve bu süreç, mimarlığın meşru addedilen alanında dikkatle işletilmektedir. Belki de bizleri ikircikli pozisyonda bırakan şey, meşru zeminin iktidar tarafından da kullanılıyor olması; kısacası, mimarlığın tarihsel olarak “kutsiyet” atfettiği süreç ve yöntemlerin muktedir marifetiyle işlevsel kılınmasıdır.

Bu noktada, yakın dönemde cereyan eden kimi gelişmelerin benzer bir iç-tehdidi barındırması sonucu, yukarıda özetle değindiğimiz hakikat algısı”nın doğru konumlandırılmasında yarar bulunmaktadır. Örneğin, Çamlıca tepesinde yapılması planlanan Camii’nin projesinin sözde bir mimarlık yarışması marifetiyle elde edilmesi ve bu süreç içerisinde bölgeye yapılacak verici kulesinin, yine bir yarışma sonrası ve ancak, doğrudan erk sahiplerinin beğenisiyle seçilmesi, “hakikat algısı”nın inşa edilmesine örnek teşkil eden gelişmelerdir. Son olarak, bir kamu arazisi olarak tarihsel niteliği olan AOÇ Alanı’na inşası süregelen yeni “Başbakanlık Yerleşkesi” projesinin de, çağrılı mimarlarca elde edildiğini özellikle anımsatmak gerekir: Başbakanlık Yerleşkesinin kent içindeki özel konumu, mimarlığının dili ve her şeyden öte, kısıtlı yarışma ve mimarlık pratiği süreçlerinin ustalıkla kullanılıyor olması, üzerinde düşünülmesi gereken çok ciddi bir duruma işaret etmektedir. Burada bize düşen rol ise bu işareti doğru tahlil etmek ve ahlaki sorumluluklarımızı anımsamak olmalıdır.

Notlar

[1] Michel Foucault (1989) The Archeology of Knowledge and The Discourse on Language, Pantheon Books: New York.

[2] Gilles Deleuze, Felix Guattari (2011) A Thousand Plateaus, Capitalism and Schizophrenia, University of Minnesota Press: Minneapolis, London.

[3]Paul Hirst (2005) Space and Power; Politics, War and Architecture, Polity Press: Cambridge.

Advertisements

About gasmekan

http://archweb.metu.edu.tr/

Discussion

No comments yet.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Monthly Taxonomy

Categories

Advertisements
%d bloggers like this: